Bulutlara Tırmanmak

Yeryüzünden ayrılmadan başka bir gezegene gitmek mümkünmüdür? Uğur Uluocak “evet” yanıtını veriyor. 8 bin metreye çıkmak için dağ maceraları ona göre “gezegenler arası bir yolculuk”. Neredeyse tüm yaşamın dağa...

Yeryüzünden ayrılmadan başka bir gezegene gitmek mümkünmüdür? Uğur Uluocak “evet” yanıtını veriyor.

8 bin metreye çıkmak için dağ maceraları ona göre “gezegenler arası bir yolculuk”. Neredeyse tüm yaşamın dağa taşındığı bir keşif… Zorluklarıyla mutlu anlarıyla, müziğiyle, banyosuyla…

Karakurum Dağları

Pakistan’daki Karakurum Dağları’nda ana kampa yaklaştıkça buzulun kalınlığı artar. Kimi yerlerde, derinlik yüz metreyi de geçer.

Gezegenin bazı yerlerinde çok az canlı yaşar. Okyanusların dipleri, dağların tepeleri gibi… Ama insan hiçbir zaman rahat durmamıştır. Merak, onu en derin yerlerden, en yüksek tepelere kadar götürmüştür. On sekizinci yüzyılın sonunda, bilgiye susamış, merakla yanıp tutuşan bir bilim adamının, “suyun denizden 5 bin metre yükseklikte kaç santigrat derecede kaynadığını” öğrenme işine onlarca yılını verdiğini okumuştum. Suyun 100 yerine, 80 santigrat dereceye yakın bir sıcaklıkta kaynadığını, bu işlemin de deniz seviyesine göre en az 7 kat uzun sürdüğünü görünce büyük bir mutluluk duymuştur kesinlikle. Bazıları, özellikle bilim adamları meraklarını giderdikleri sürece mutlu olurlar. Ben ise yaşadığım kentten çıktığımda, insanların olmadığı ortamlara gidip, yaşantımı orada sürdürmeye çalıştığımda benzer bir haz duyarım. Bu bazen Uludağ olur, bazen Ağrı Dağı, bazen de Himalayalar.

k2-dağı

Pakistan’daki dünyanın en yüksek ikinci dağı olan K2’nin ana kampı 5 bin metre yüksekliktedir.

Macera başlıyor

Dünyada toplam 14 tane 8 bin metrelik dağ var. Hepsi de Himalayalar’da. Bunların en tepe noktasına varmak amacıyla yaptığımız tırmanış seferlerine ekspedisyon diyoruz. Ekspedisyon, bir anlamda dört, beş, kimi zaman 8 haftaya varan sürelerle dağlık ortama taşınmak gibi bir şey aslında. Yani kendine özgü zorlukları olan, bu zorluklar bilinmediği zaman tüm o sürenin eziyetle geçtiği, bilindiği zamansa büyük tatların alındığı bir macera. İnsan, yaşamını genel olarak denizden en fazla 5 bin 500 metre yükseklikte sürdürebilir. Daha yukarı da çıkabilir ancak kısa süre sonra inmek zorundadır. Yukarılarda iyice azalan oksijen ve düşen basınç, yaşamı bir süreden sonra olanaksız kılar.

Bu nedenle, 8 bin metrelik dağlara yaptığımız tırmanışlarda, ekspedisyonun toplam süresinin yarıya yakınını ana kamp dediğimiz yerde geçiririz. Biraz çıkarız, bir veya iki gün yukarda kaldıktan sonra vücudumuzun kendini toparlaması ve oksijen almak için aşağı ineriz. Ana kamp bizim kalemiz veya evimiz gibidir bir anlamda. Dağa göre değişir ama 4 bin ila 5 bin 800 metre arasında yer alır ana kamp. Yani denizden 5 kilometre yukarda.

5 bin metrede banyo

Peki, 5 bin metrede nasıl banyo yapılır? Neler yenir? Boş zamanlar nasıl geçirilir? İnsan saçı, sakalı uzadığında ne yapar? Bu soruların yanıtlarından önce, yerleşim bölgelerine hayli uzakta bulunan ana kamplara nasıl gidildiğine bakalım. Birkaç haftalığına evinden dağa taşınan 6 kişilik bir dağcı ekibinin yükü toplam 3 tonu geçer. Paket paket makarnalar, onlarca kilo pirinç, yakıt, çadırlar, dağcılık malzemeleri, giysiler, fotoğraf makineleri, kameralar, kitaplar…

Çoğu dağda, bölgede yaşayan insanlardan yardım alırız. Bu işi meslek edinmiş bu kişiler, aslında neredeyse dağcılardan daha güçlüdür. 25-30 kiloluk yüke bana mısın demezler. Bu yük, ana kampa varıncaya kadar 7-8 gün boyunca sırtta taşınır. Bazı ülkelerin dağlarında helikopter olanağı varsa bu yol birkaç saatte bitirilir. Bazen de yüksekte yaşamaya alışkın, “yak” denilen bir sığır cinsi taşır yükü. Doğrusu ben yürünerek ulaşılan ana kampları, helikopterli ulaşıma tercih ederim. Yürüyüş boyunca çok daha fazla şey görür insan.
Amacımız da görmek, keşfetmek değil mi zaten?

Ana kampta önce dümdüz bir yer yapılır çadırlara. Ana kamp buzuldaysa, buzun üzerine bir tabaka taş serilir. Yoksa, toprak zemine kurulur çadırlar. En büyük çadır ise herkesin ortak kullanacağı yemek çadırıdır. Onun arkasına da ana kampta dağcıların yemeklerinden sorumlu kişinin çalışacağı yer hazırlanır. Burası da mutfaktır. Makarnanın suyunun 80 derecede kaynayacağı, bu yüzden hiçbir zaman şehirdeki lezzette makarna yiyemeyeceğimiz yer burasıdır.

Su önemlidir kampta. Soğuğa rağmen dere suyunda yıkanan arkadaşları saymazsak haftada bir yaptığımız banyoda da ocakta ısıttığımız suyu kullanırız hep. Hassas bir iştir dağda banyo yapmak. Tam 5 litre suyla tüm vücudumuzu yıkadığımızı hatırlarım. Denizden dört, beş kilometre yukarıda yapılan bu banyoyla bir haftanın yorgunluğunu neredeyse tümüyle atarız. Banyo hem bir ihtiyaçtır hem de bir alışkanlık. Müzik gibi mesela… Kitap okumak gibi, sohbet etmek, eğlenmek gibi… Benim için müzik banyo kadar yenileyicidir; kamptaki birkaç günlük dinlenme sonunda, psikolojimi bir sonraki çıkışa hazırlar. Bazı dağcılar sadece müzik dinlemekle kalmaz, çalar ve söylerler aynı zamanda.

Müzik aletini dağa getirenler az değildir. Gitar, flüt, mızıka…

O altı kişilik Rus dağcı ekibini hiç unutamıyorum. Beşi gitar çalmayı biliyordu. Altıncısının da sesi harikaydı. Bozuk havanın dağcıyı üzdüğü düşünülebilir. Tırmanış açısından öyle elbette. Ancak kötü hava, ana kampta dinlenmek anlamına gelir. Yani, daha çok kitap okumak, yazmak, çizmek, sohbet etmek.

Şaka sanmayın, ben İtalyancayı Pakistan’daki uzun süren bir kampta öğrendim. Ekipteki iki İtalyan, ana dillerinden başka bir dil bilmiyordu. Ya onlar Türkçe öğreneceklerdi ya da ben İtalyanca. Dağcılık sadece bir macera olarak bilinir. Tehlikelerle karşılaşılan, kahramanlıkların sergilendiği, korkusuzlukların anlatıldığı maceralar… Uzun süren dağ seferlerinde, o kadar renkli şeyler yaşanır ki! Bir anlamda şehir dağa taşınır. Oranın koşullarına uyarak. Müziği, zekayı, zevkleri, sohbeti yukarılara taşıyarak

İtalyan Angelo, doğum günü ana kampın olduğu günlere rastladığı için çok şanslı. Denizden 5 bin kilometre yüksekte, propesyonel bir belgesel ekibinin kameraları altında 39 yaşına girmek önemli bir ayrıcalık değil mi?

Uğur Uluocak

Kategoriler
Gezi
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Ahmad Mukhtar

    ABD Hükümeti Suç İşledi

    ABD Başkanı Barack Obama, 1 Mayıs 2011’de TV’lerden sadece Usame Bin Ladin’in öldürüldüğünü duyurmadı, aynı zamanda ‘gücün adaleti’ni de ilan etti. Bunu yaparken de ortada birçok soru işareti bıraktı....