Bu İlki Tuttu İkincisini Yapalım Filmi Değil!

Yılın filmi olmaya aday Eyvah Eyvah 2’nin başrol oyuncuları Ata Demirer ve Demet Akbağ ile özel röportaj… Çanakkale’de yaşayan ve en büyük aşkı klarnet olan Hüseyin Badem ile yol...
Eyvah Eyvah 2

Yılın filmi olmaya aday Eyvah Eyvah 2’nin başrol oyuncuları Ata Demirer ve Demet Akbağ ile özel röportaj…

Çanakkale’de yaşayan ve en büyük aşkı klarnet olan Hüseyin Badem ile yol arkadaşı şarkıcı Firuzan’ın müzikle harmanlanmış macerası “Eyvah Eyvah”ın ikinci bölümü “Eyvah Eyvah 2” 7 Ocak’ta gösterime giriyor. Filmin iki kahramanı Ata Demirer ve Demet Akbağ filmin çekimiyle ilgili perde arkası bilgileri anlattılar.

Geçtiğimiz yılın en sahici komedilerinden biri tartışmasız Ata Demirer’in yazıp oynadığı “Eyvah Eyvah” filmiydi. Oyuncu kadrosunda Ata Demirer, Demet Akbağ ile birlikte Özge Borak, Salih Kalyon, Meray Ülgen gibi kalibresi her daim sağlam oyuncuların yer aldığı memleketin yegâne “Trakya Komedisi”nin ikinci bölümü 7 Ocak’ta beyazperdede arz-ı endam ediyor.

Uzun lafın kısası Aktüel, film izleyicisiyle buluşmadan önce Ata Demirer ve Demet Akbağ’la buluştu ve nasıl bir film izleyeceğimizin tarifini aldı.

• Komedi filmi için birçok seçenek varken, bir yol hikâyesi çekmeye nasıl karar verdiniz?

ATA DEMİRER: Bir sürü senaryo yazım tekniği var. Ben bu teknikleri bilmiyorum. Tecrübeli bir senarist değilim. İşin başında sonunda ne olacağını bilip de yazmaya başlanan türler var. Bir de hikâyenin yazarı götürdüğü durumlar var. Ben ikinci duruma denk düşüyorum herhalde.

• İkinci bölümle birinci bölüm arasındaki senaryo farkı ne?

Eyvah Eyvah 2 resimA.D: İkinci filmde bazı şeyleri daha planlayarak yazdığımı söyleyebilirim. Devamı olduğu için, devamını nereye götürmek istediğimi daha öncesinde biraz düşündüm galiba. Hikâye örgüsünü değil ama en azından başlarken hikâyenin sonunu biliyordum. Çok severim; yol filmi dediniz ya çok güzeldir. Ben de öyle biriyim. Gerçekten hiç bilmeden valizimi alıp çıkar giderim. Bu durum filmdeki karaktere de bulaşmış biraz.

“Bak yazdığım adam bu aslında”

DEMET AKBAĞ: Hüseyin Badem karakteri o kadar gerçek ve tanıdık bir adam ve Ata bunun o kadar içinde ki, nerede şaka yapayım, nereye bir espri koyayım derdine hiç düşmüyorsunuz. Kendiliğinden oluyor her şey. Bu filmde de bütün mizah anlayışı tamamen kendiliğinden. Ata’nın bunu yazarken şimdi burada şu espriyi yapmamız lazım, üç dakikadır hiç güldürmüyoruz gibi bir matematikle yazdığını düşünmüyorum. Ata bana öyküsünde yazdığı adamları “bak yazdığım adam bu adam aslında” diye gösterdi. Ben hikâyede geçen karakterleri tanıdım, o yüzden öyküdeki insanların hepsi çok gerçek.

• Karakterler sizinle birlikte yaşayan yarı hayal yarı gerçek kişiler sanırım…

A.D: Benim mizah kaynağım karakter komedisi olduğu için, ben karakterleri anlatırken onlarla oynamayı seviyorum. İnsanlara meraklıyım yani. O dedeyi, nineyi yazarken hep oynadım zaten içimde. Kimisi kelimelerle oynamayı sever, kimisi nüktedandır, içim içim mizah argümanı kullanan mizahçılar vardır. Ben karakter üzerinden hikâyelerimi geçirmeyi seviyorum.

• Taklit komedisi cazipliğini yitirirken sizin komedi tarzınız imdada yetişti. Siyasi taklitler yapmadan da mizah yapılabiliyormuş demek ki dedirttiniz…

A.D: Yıllardır bu işi yapıyorum, yapmaya çalışıyorum. Daha ilk yaptığım zamanda tebrik eden Demet Abla’dır, “Korsan TV” gibi çok basit bir şey vardı ortada. Orada da biri İç Anadolulu, biri Trakyah üç-dört karakter canlandırıyordum. Çünkü bunu sevdim, bunu gördüm, bunu öğrendim.

FASULYE TARTIŞMASI

» “Fasulye” şarkısından sonra Edirne’den ünlü klarnetçi Deli Selim’in oğullarının “Fasulye, anonim değil. Babamın şarkısıdır. Bari ismini yazsaymışsınız beyaa” şeklinde haklı bir meramları oldu. Bu olaydan sonra “Karaçalı” için nasıl bir çalışma yaptınız?

A.D: “Karaçalı” da anonim bir eser. Trakya türküsü. “Fasulye” meselesine gelince aslında o bir köçek havası. Zaten Neşet Ertaş da okumuş. İsmi “Halime’nin Âşıkları”.

Biz “Fasulye”yi okumak istediğimizde telifini vermek istedik. MESAM’a, MÜYAP’a, ilgili herkese sorduk, “anonim” yanıtını verdiler.

» Her şarkının bir bestecisi vardır ama değil mi? Bu sizin değil, telif haklarıyla uğraşan müzik kuruluşlarının işi…

A.D: Sahibi olsa keşke, ama şarkının bedelini ödeyebileceğimiz bir yer yok ki. Acı olan şey türkülerin kaynaklarının zamanında tespit edilmemesi. Tabii, mutlaka biri yapmıştır bu türküleri. Keşke kayıt altına alınabilinseymiş, biz de torunlarının torunlarına bir bahçe alsaymışız, bir çeşme yaptırsaymışız.

• Filmdeki karakterinizde de birçok karakterinizin harmanı var gibi. Kaş kaldırmanızı başka bir karakterinizden, şaşırmanızı başka bir karakterinizden hatırlıyoruz ve daha çok gülüyoruz. Birçok kahramanın harmanısınz. Peki, bu kadar kahramanın arasında kendinizi kaybettiğiniz oldu mu hiç?

A.D: Yok, olmuyor artık. Onun soundcheck’i de sahne. Çünkü anlatıcıyı geliştirdim. Anlatıcı gelişince kahramanlarımın ve mimiklerimin tümü hâkimiyetimde oluyor. Fakat eskiden o dediğiniz şey oluyordu ve o zaman kendimi silik hissediyordum aslında. Mesela bir röportaj yapıyoruz, röportajın bir yerinde sesimi falan değiştirmek gibi bir şey hissediyorum. Jestimi değiştirmek gibi bir şey hissediyorum. Şakalara kaçmaya çalışıyorum falan… O biraz anlatıcıyı geliştirmekle ilgili bir şey.

D.A: Ama bu kendini Ata Demirer olarak kabul ettirdikten sonra şendeki özgüvenin getirdiği de bir şey.

A.D: Aynen.

D.A: Mesela ben senin ilk kez sahnede, BKM’de izlediğim gösterini hatırlıyorum; daha sonra izlediğim gösterileri de hatırlıyorum, büyük fark var arada. İlkinde daha çok mukallit bir kişilik vardı, İkincisinde bütün araları doldurdun. Yani tipten tipe geçişte kendin olduğun zamanlar bu boşluğa düşüyordu. Ama taklitlerin hepsi birebir şahaneydi. Fakat daha sonra izlediğimde nasıl geçti o akış, ben hiç anlamadım. Ata olduğun yerler de batmıyordu, çünkü dediğin gibi orada anlatıcıyı çok iyi geliştirmiştin. Bu gelişmenin de sebebi sahne. Sahnede seyirciyle göz göze olabilme.

A.D: İbadet orası, ana motor.

• Sahnedeki kahramanlarınız da o yüzden filminizin içinde çok başarılı dolaşıyorlar. Misal, tek kişilik oyununuzda size tuvalet tarif eden bakkal amca, filmde de oynuyor gibi…

A.D: Filmde onun tam tersi bir karakter var. Çakmakçı Dede, sizin tarif ettiğiniz amcanın başka bir versiyonu.

“Al paranı beyaa, uyumaya gidicez biz”

• Film çekimleri nasıl geçti? Oyuncularla köy sakinleri aynı şiveyle konuştuğunda kim oyuncu kim değil karışmıştır birbirine…

D.A: İstanbul’da çektiğimiz sahnelerde imza ve resim dağıtıyorduk. Orada ise gerçekten sanki set ortamını çok iyi bilen insanlarmış gibi işi bölmemek adına uzaktan izliyorlar. Çalışın, çalışın diyorlar.

A.D: Bir örnek vereyim; ilk filmde düğün sahnesi çekiyorduk. Halktan insanları figürasyon olarak talep ediyoruz. Biz de oynayalım diyorlar, oynuyorlar. Gece uzadı saat 02:30 oldu. Bizimkiler birer birer gitmeye başladılar. “Uykum geldi beyaa, al paranı uyumaya gidicez biz” diye parasını iade eden oldu.

• “Eyyvah Eyvah”ın ilk bölümüyle nihayetlenen bir komedi filmleri geçidi oldu geçtiğimiz yıl. 0 zaman anladık ki bir komedyenin güldürmek için sadece komik olması yetmiyor. Aynı zamanda o komedyeni sevmemiz de gerekiyor. Çünkü sevmediğiniz biri sizi nasıl güldürebilir ki?

D.A: Bizim izleyicimiz bizim kimliklerimizden de çok etkileniyor. Eskiden oyuncular daha gizemli insanlardı. Şimdi artık hepimizin evinde kamera var. Her hâliniz, gündeme ait bir açıklamanız çok etkiliyor insanları.

A.D: Aslında gülmek karnını açmaktır. O yüzden Türkler çok fazla gülmezler. Gülmek gerçekten samimileşmektir. Bu samimiyeti çok fazla karşıya vermez bizim milletimiz. Hatta argoda
“karı gibi gülme” gibi uyarılar bile vardır. Güçlü görünmeyi seven bir kültürden geliyoruz. Buna rağmen sen onu o hale getirince aslında bir bakıma seni evinin içine almış gibi oluyor. Aksi bir resim gördüğünde ise yaşadığı hayal kırıklığı sevdiği bir insana kırılmakla aşağı yukarı aynı.

• Salih Kalyon filmin en etkili oyunculardan biri. En az Hüseyin Badem kadar güldürüyor…

A.D: Size o anı söyleyeyim mi? Bir dede arıyoruz, dede ararken kafayı yemiştik. Filme iki hafta kalmış Bozcaada’dayım eve doğru yürüyorum. Akşamüstü, bir an çaat diye Salih Kalyon geldi aklıma.

• Salih Kalyon başından beri belli değil miydi?

A.D: Hayır hayır, değildi. Çünkü dede için Salih Abi gençti. Yapar mı, olur mu acaba diye düşünürken Demet Abla “oyuncuysa yapar” dedi ardından Salih abiye söyledik. O da gerçekten oldu. Ama dede rolü dokuz doğurduğumuz casting’lerden biridir.

• Dede karakteri için denediğiniz başka oyuncular oldu mu?

A.D: Dede için birini denedik, isimsiz biriydi. Bu da ilk filmin ilginç hikâyelerinden biridir.

Heyecanlandı yapamadı, biraz kalın bir rol, bayağı bir uğraşmak lazım. Fakat adam da böyle bir mükallitlik, böyle bir şirinlik bir şeyler var. Sonra çakmakçı dede yaptık onu. Çakmakçı dedeyi bir oynadı ki, çünkü onun oynadığı alan o. Şaka yapmak istiyor.

• İlk filmi bize “Fasulye” şarkısı duyurmuştu. Filmin ruh hâlini beğenip beğenmeyeceğimizi aslında “Fasulye” şarkısıyla idrak etmiştik. İkinci filmi de “Karaçalı”yla, yani yine bir Trakya türküsüyle ilan ettiniz. Sizin oralar, derdini, niyetini sadece müzikle anlatabilir sanırım…

A.D: “Karaçalı” bir eğlence kli-biydi. Hep beraber eğlenirken paylaşalım istedik. “Karaçalı” filmin temasına da çok uyuyor. Bir kız almak kız vermek, o durumu çok iyi açıklayan bir akışı var. “Fasulye”yi dinleyince adamların bir anda anlıyordun ne mal olduklarını. Denizin ortasında motor… “Burası Trakya hoş geldin Gelibolu’ya” gibi. Lapseki’ye, Çanakkale’ye hoşgeldin. Mutlaka öyle bir balıkçı vardır, motor çalışmaz, sahil güvenlik ceza yazar, paraları çıkışmaz, ondan sonra birbirlerine girerler. “Karaçalı” da daha başından hazırlıyor insanı.

D.A: Şöyle bir tespitim var benim. Senaryoyu görmediğimizi, filmi izlemediğimizi düşünelim. Ata anlatsana bize “Eyvah Eyvah”ı deseniz, size hiç senaryoya dokunmadan müzikle anlatır. Her sahneye bir şarkı söyler, siz nasıl olacağım anlarsınız. İnanılmaz bir şey ve bunu Ata duyuyor. Biz konuşurken hemen o sahnenin altına bir müziği adapte ediyor.

• Klarneti derdinizi anlatacak kadar çalıyorsunuz galiba.

A.D: Yok ya. Üflüyorum henüz. Sesler çıkarıyorum, melodiler çıkarıyorum. Yoksa Serkan Çağrı’yla Babylon’da sahneye çıkayım gibi bir arzum yok.

ÜÇÜNCÜSÜ OLACAK MI?

» Film gösterime girince izleyiciden nasıl bir tepki bekliyorsunuz?

A.D: İlk önce Demet Abla söylesin, sonra ben söyleyeyim.

D.A: Bu cümleyi aslında pek çok yerde kullanacağım. İlk sizden başlayayım: Bence ilk filmimiz ilk yarıydı. Bu İkincisi. Araya çıktınız, bir ihtiyaç giderdiniz, patlamış mısırınızı alıp tekrar sinemaya girdiniz. Senaryo tekniği olarak ve hikâyenin gelişme bölümü ve sonucu aslında ikinci filmde. Bu film hiç, “ilk bölüm çok tuttu İkincisini de yapalım” filmi değil. Bir kere bundan emin olun.

A.D: Demet Abla’yla aynı şeyleri düşünüyorum. Ben doyamadım ama bir üçüncü film olmayacak. Bu bir kahramanın ikinci macerası değil. 400 sayfalık bir kitabın 200 sayfası “Eyvah Eyvah”tı, diğer 200 sayfası da “Eyyvah Eyvah 2” oldu. Devamı da yok.

» Yani, Yüzüklerin Efendisi” gibi…

A.D: Evet, şahane…

Ve Saruman gelip bizi götürecek!

“Piyano çalanlar kızmasın ama…”

• Klarnet üflemek hayatınızda nasıl bir değişikliğe yol açtı?

A.D: Klarnet şahane bir şey. Klarnetle birilerine söyleyemediğin şeyleri nefesle odanın içinde ciyak ciyak bağırttırabilirsin. Coşkuyu da, hüznü de, hepsini ifade edebilirsin. Nefeslilerin hepsi böyledir aslında. Nefeste işin içine başka bir şey giriyor. Daha organik, piyanodan çıkan sesten çok daha organik. Piyano çalanlar kızmasın ama bana.

• Bir Trakya hikâyesi, memleketin diğer bölgelerinde nasıl karşılanıyor?

A.D: Sevildiğimizi düşünüyorum ama şöyle bir paranoyam var: Bu bölgenin ikinci filmini yapmış olmam o bölgeyi diğer bölgelerden daha çok seviyoruz anlamına geliyor mu? Bence gelmiyor. Seyirci için de inşallah böyle değildir. Bizim insanımız değişik değişik. Doğu’da “Züğürt Ağa” vardı. Şimdi biz Ege-Trakya bölgesinde komedi yapıyoruz. Bütün Türkiye ve Avrupa’daki Türkler de böyle bakarsa çok sevineceğim.

• “Eyyvah Eyvah” turneye çıkmış tiyatro etkisi yaratıyor. İyi bir tiyatro oyununun yaratacağı bütün etki ve sıcaklık “Eyyvah Eyvah”ta mevcut…

A.D: O zaman eminim ikinci filmi çok seveceksiniz.

Kategoriler
RöportajSinema

Benzer Konular