Bonn-Paris ekseni Ankara’yı etkiliyor

FransAlmanya Avrupa’nın önüne yeni ufuk açarken, Chirac’ın ekonomik kriterlerden söz etmesine dikkat! Türkiye’nin önüne bu kez ekonomik kriterler çıkabilir. Birkaç hafta önce tuhaf sayılabilecek bir davetiye aldım. İstanbul’daki Fransız...
Zeynep Göğüş
Zeynep Göğüş

FransAlmanya Avrupa’nın önüne yeni ufuk açarken, Chirac’ın ekonomik kriterlerden söz etmesine dikkat! Türkiye’nin önüne bu kez ekonomik kriterler çıkabilir.

Birkaç hafta önce tuhaf sayılabilecek bir davetiye aldım. İstanbul’daki Fransız Konsolosu, Elysee Anlaşması’nın 40’ıncı yıldönümü için 22 Ocak akşamı verilecek resepsiyona çağırıyordu. Fakat resepsiyon Nur-u Ziya Sokağı’ndaki Fransız Sarayı’nda değil, Gümüşsuyu’ndaki Alman Konsolosluğu’nda düzenleniyordu. Diplomatik muhabirlik yaptığım günlere dönüp hafızamı yokladım. Böyle ortak bir davet hatırlayamadım. Ortak davetin anlamı olmalıydı. Demek ki Fransa ve Almanya merkezi gücünü oluşturdukları Avrupa bağlamında dünyaya yeni bir mesaj vermeye hazırlanıyorlardı.

Bir yanda 83 milyon Alman, diğer yanda 60 milyon Fransız. Liderleri bu iki toplum için daha fazla kaynaşma hedefi koydu. Bunun için gerekli kurumsal mekanizmaların oluşturulması kararı alındı. Ve Elysee Anlaşması’nın 40’ıncı yıldönümü, bu iki ülkenin Irak’ta savaşa karşı bir tutum içinde olduklarını dünyaya duyurdu.

Hemen ardından dünya liderlerinin katıldığı Davos toplantıları gerçekleşti. Burada da Fransız-Alman zirvesinin etkisi hissedildi. Oturumlarda Irak’a karşı savaş karşıtı söylem alkış topluyordu.

AB, Irak için Ankara’da

Yine geçen hafta Almanya Dışişleri Bakanı Fischer, Irak konusunu görüşmek için Ankara’ya geldi ve “Sayenizde Irak ile komşu olduk” dedi! Ankara’nın Irak politikası gelecekte Türkiye’nin Fransız-Alman ekseninin neresine oturacağını tayin edecek etkenlerden biri. İngiltere’nin Amerikan yanlısı bir tutum içinde olmasının Avrupa bağlamında çok fazla bir önemi yok. Zira Elysee yıldönümü mesajından da anlaşılacağı gibi, Avrupa bütünleşmesinin çekirdeğini Almanya ve Fransa oluşturuyor. Daha Euro’yu bile kabul etmemiş bir İngiltere’nin yarın öbür gün Norveç gibi “Hadi bana eyvallah” deyip Avrupa Birliği ilişkisini serbest ticaret bölgesi ile sınırlaması büyük bir dram olmaz.

AB dönem Başkanı Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı Papandreu ile güvenlik konularındaki temsilci Solana ve Dış İlişkiler Komiseri Verheugen’in Irak bağlamındaki Ankara temasları da Ankara-Brüksel ilişkisinde büyük önem taşıyor. Irak akıllı bir politika ile AB ilişkisinde bir araç olabilir. Belki de ‘ihmal edilmemesi gereken bir araçtır’ demek daha doğru.

Gözden kaçan ayrıntı

Satır arası okuma alışkanlığımız olmadığından olsa gerek Alman-Fransız Ortak Deklarasyonu’nda Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir ayrıntı gözden kaçtı. Fransa lideri Chirac, Türkiye’nin AB üyeliğinden söz ederken ilk kez siyasi kriterlerin yanında ekonomik kriterlerden de söz etti. Bunun altını çizmek lazım.

Kopenhag Kriterleri’nin olmazsa olmaz kısmı siyasi kriterlerdir. Ekonomik kriterlerde ‘liberal ekonomiye uyum’ yeterlidir. Öyle olmasaydı, bugün üye olmak üzere olan ülkelerin hiçbiri AB’nin yanına yaklaşamazdı. AB, Türkiye ve bundan sonraki genişlemesi için yeni bir kriter hazırlığında mı, iyi anlamak gerekiyor.

Martta yeni rapor var

Önümüzdeki mart ayında Avrupa Birliği, Türkiye için yeni bir rapor yayımlayacak. Raporun adı, ‘Güçlendirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi’. Bu belgenin içinde siyasi, ekonomik, sosyal alanda ve müktesebat uyumunda AB’nin kısa ve orta vadede Türkiye’den beklentileri sıralanacak.

Güçlendirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi’nde kısa vadeden kasıt 2004 sonbaharı olacak. Bu şekilde 2004 yılının kasım ayında çıkacak olan İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin beklentilere uyup uymadığına bakılacak. Eğer iyi gidiyorsa, 2004 sonunda alınacak olan üyelik müzakerelerini açıp açmama kararı olumlu etkilenmiş olacak.

Marttan önce 28 Şubat gibi kritik bir tarih var. Konu, Kıbrıs. Başbakan Abdullah Gül geçen haftaki TÜSİAD toplantısında “Kıbrıs 28 Şubat’ta çözülecek” derken çok kararlı ve güvenli görünüyordu. Umarız gerçekten öyle olur. Zira AB ile ilişkilerin geleceğine bakarken iki şıklı değerlendirme yapmak gerekiyor. Kıbrıs çözülürse ne olur? Ya da Kıbrıs çözülmezse ne olur?

Mart ayındaki Katılım Ortaklığı Belgesi içine Ege ihtilafının AB tarafından nasıl yerleştirileceği de çok önemli. Irak’ı beklerken Türkiye’nin kaderini ilgilendiren çok önemli gelişmeleri atlamayalım. Aslında bütün bu konular iç içe ilerliyor.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular