Biz bizi biliriz

Aile içinde ya da okullarda çocuklarımıza demokrasi bilincini kazandırabilmek için nasıl bir yöntem uyguluyoruz, hiç merak ettiniz mi? Onlara demokrasinin 2500 yıllık tarihini anlatıyoruz, eşitlik ve özgürlükler rejimi olduğunu...
eşitlik ve özgürlükler

Aile içinde ya da okullarda çocuklarımıza demokrasi bilincini kazandırabilmek için nasıl bir yöntem uyguluyoruz, hiç merak ettiniz mi?

Onlara demokrasinin 2500 yıllık tarihini anlatıyoruz, eşitlik ve özgürlükler rejimi olduğunu öğretiyoruz.

Dr. Mehmet Uhri

Dr. Mehmet Uhri

Peki, biz buna inanıyor muyuz?

Tarih boyu göçebe yaşamış bir topluluğun yerleşik düzene geçtikten sonra özgürlük ve eşitlik anlayışı kolay değişir mi sanıyorsunuz?

Bilindiği gibi göçebe kültürde göç edilen yere, zamana, ortama göre değişen bir özgürlük anlayışı söz konusudur. Kısaca özgürlük değişken bir şeydir. Kalıcı ve sabit olması gerekmez ve beklenmez. Eşitlik ise göçebe kültürün özünde hiç yer almaz. Hayat değişkenlik üzerine kuruluyken eşitliğin adı bile geçmez.

Göçebe bir toplum yerleşik düzene geçerse ne olur?

Göçebe kültürün bu değişken özelliği yerleşik düzene geçildikten sonra da kolay kolay değişmez. Böylesi toplumları totaliter bir yönetim ile kontrol altında tutmak, yönetmek kolaydır. Göçebe özelliklerini değiştirememiş bir topluma demokrasiyi aşılamaya, demokrasinin eşitlikler ve özgürlükler yönetimi olduğunu anlatmaya kalktığınızda başlangıçta bir sorun çıkmaz.
Sorun, eşitlik kavramının ve özgürlüklerin toplumun genelinde uygulamaya konması ile başlar. Uygulamada herkes özgürdür. Ancak herkesin özgürlükten anladığı farklıdır.

Herkes eşittir ama eşitliğin ne olduğu konusunda bir uzlaşı yoktur. Bu durum sistemli çalışan, oturmuş kurumların hepsinde sorun yaşanmasına neden olur. Bilindiği üzere banka, okul, hastane vs gibi sistemli çalışma gerektiren kurumlarda kurallar önceden belirlenmiştir. Kuralları özgürlük kisvesi altında değiştirmeye çabalamak da bizim gibi göçebe kültüre bulanmış toplumlara özgüdür. Göçebeliğin verdiği değişkenlik nedeniyle toplumun geneli kuralları, kanunları sevmez, onlara sahip çıkmak istemez. Kendi özgürlük anlayışının sınırlarını daraltacak sistemlerden uzak durur, elinden gelse ortadan kaldırmaya uğraşır.

Böyle toplumlarda sistemsizliğin, bir sistem olarak kendini dayatması kaçınılmazdır.

Her gelen yönetim yeni bir beyaz sayfa açtığından söz ederek kendi yapmak istediklerini uygulamaya çalışır. Eski yönetimin koyduğu kurallardan, başlattığı işlerden özgürlüğü kısıtladığı için elden geldiğince uzak durulur.

Dahası, sistemsizliğin sistem olarak dayatıldığı ortamlarda kişiler bu duruma farkında olmadan adapte olmuşlardır. Olmayanlar zaten kendilerini kısa sürede ele verir. Her şeyi kuralına prosedürüne uygun yapmaya çalışan insanlar genellikle çevrelerine rahatsızlık verirler. Sözgelimi devlet dairelerinde mesai ile ilgili imza atmaları, memurların çoğuna zor gelir.

Mümkünse hiç atmamak, kendi yerine bir başkasının atmasını sağlamak, ya da topluca atmak gibi bir formaliteye dönüştürülür. Bu durumdan rahatsız olanlara da hastalıklı gözüyle bakılır.
Özgürlüğü ve eşitliği göçebe bir özgürlük ve eşitlik anlayışıyla değerlendirdikçe bu kültürü yaşatmaya, çocuklarımıza da öğretmeye özen gösteririz. Kırmızı ışıkta geçilmeyeceğini öğrettiğimiz çocuklarımıza bu durumun istisnalarını da bir güzel gösteririz.

Peki, içinde yaşadığımız toplum göçebe özelliklerini taşımaya devam ediyor mu?

Kesinlikle göçebeyiz ve bunun değişmemesi için direniyoruz. 5 yıl bir konutta otursak sıkılır daha büyük bir konut ya da başka bir muhit ararız. Çoğumuz doğduğumuz topraklardan uzakta yaşarız. Dedelerimizin mezarının yerini bilenimiz bile çok azdır.

Kalıcı olan şeylerin kuralları olan bir sistem gerektirdiğini biliriz.

Biliriz, biliriz de yine de sistemli olan şeylerden kaçarız. Sistemsizliği sistem olarak yaşatır ve bunun gereği olarak günübirlik yaşarız. Çoğumuz gelecek için plan yapmayı aklından bile geçirmez. Günübirlik sorunlara pratik çözümler üretir sonra da pratik zekamızla öğünürüz.

Yeri geldiğinde, mağdur olduğumuzda kurallara dört elle sarılır, onlardan medet umar, sonra boş veririz.

Daha da kötüsü “susma, sustukça sıra sana gelecek” sloganını duyduğumuzda sıranın başkalarında (onlarda) olduğunu ve henüz kendimize gelmediğini düşünür, huzur bile duyarız.

Üstelik biz bizi biliriz.

Mehmet Uhri

Kategoriler
Makale
Dr. Mehmet Uhri

Bir hekimden hayata dair anılar ve görüşler...
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Bazen isteseniz de unutmayı erteleyemiyorsunuz

    Bazen isteseniz de unutmayı erteleyemiyorsunuz…

    Hekimlere bazen sorarlar; Hastalıklar ve hastalar ile iç içe geçen hayat sıkıntılı olmuyor mu? Hastalarınızın sorunlarından etkilenmeden bu işi nasıl sürdürebiliyorsunuz? Duygularınızı nasıl törpülüyorsunuz? Gerçekten de hastalıklarla mücadele için...