Bırakınız Evlensinler

Bülent KORKMAZ / Barcelona-İspanya Her ne kadar Türk özel televizyon kanalları ve yayınlarıyla fazla ilgilenmesem de; gerek ‘zaparası’ denen zaman aralığında gözüme çarpanlar, gerekse dostlarımın ‘değerli’ uyarılarıyla televizyonlardan birinin...

Bülent KORKMAZ / Barcelona-İspanya

Her ne kadar Türk özel televizyon kanalları ve yayınlarıyla fazla ilgilenmesem de; gerek ‘zaparası’ denen zaman aralığında gözüme çarpanlar, gerekse dostlarımın ‘değerli’ uyarılarıyla televizyonlardan birinin bekar gençlerimize kısmet bulma misyonunu üstlendiğini öğrenmiş bulunuyorum.
Evlilik
Allah hayırlarını kabul eylesin!

Açıkçası bu program nasıl bir şey; kuralları ne; kim kimi neye göre seçiyor; program kaç ay sürüyor; halkımızın cep telefonları aracılığıyla demokratik katılımı sağlanıyor mu; karara varıldıktan sonra anne-babaların rızası alınıp kız istemeye gidiliyor mu; programı izlemediğim için, bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyorum.

Ancak gazete haberlerinden ve sağımdaki solumdaki yurdum insanından işittiğim kadarıyla, birileri bu tür programlara şiddetle karşı çıkıyor; yapılmasını ve yayınlanmasını doğru bulmuyor. Karşı çıkanların kimi programı ahlaki bulmuyor; kimi katılımcıların sadece şöhret ve parayı düşündüğünü ileri sürüyor; bir başkası, aşk ve evlilik bu kadar basit bir olgu mu tepkisinde bulunuyor; bir diğeri ezelden ve ebetten değişmezliği savlanan “Türk örf ve ananeleri” veya “aile kurumunun kutsallığı” söylemiyle celalleniyor.

Şimdi burada soluklanıp Türkiye’de evlilik kurumunun hangi süreçlerden geçerek kurulduğu, nelere öncelik tanınarak eş seçimine gidildiği, hangi ölçütlerin ön plana çıktığı ve hangilerinin arkalara kaydırıldığını anımsayalım. Ardından, programı eleştirenlerin karşıt görüşlerine temel oluşturan argümanlarından yararlanarak, haklılar mı değiller mi, cevap arayalım.

Hangi tarih ve kültürün ürünü olurlarsa olsunlar her insan topluluğunda olduğu gibi bizde de libidonun kıvama gelip, beden ve ruhtaki dürtüleri harekete geçirmesiyle tetiklenen düzenek , son tahlilde, toplumun ve yasalarının destekleyip onayladığı biçimiyle kendisini “evlilik” olarak ifade ediyor. Oğlan büyüyor, askerliğini yapıyor, imkan bulmuşsa eğitimini tamamlıyor, iş buluyor ve evliliğe hazır olduğu varsayılıyor. Aynı şekilde müstakbel gelin kızımız da belli bir yaşa eriyor, bu arada fırsatını bulmuşsa okuyor, iş bulmaya çalışıyor, bulursu ne ala, bulamazsa evinde dantelini, nakışını örüp dünyanın en ağır ve sigortasız mesleği ev hanımlığı işiyle iştigal etmek üzere kısmetini bekliyor.

Karşılaşmaları görücü usulüyle veya başka bir şekilde ayarlanan oğlanla kız, mekana göre, ya bir çeşme başında ya da alışveriş merkezinde karşılaşıyorlar, kaş-göz, flört ediliyor, kaçamaklar, buluşmalar derken evliliğe karar verirlerse mevzu üst yargı organı anne ve babaya intikal ettiriliyor. Üç aşağı beş yukarı Türkiye’de evliliğe uzanan süreç böyle işliyor.

Anlaşmaya varılırsa, ardından Çin Halk Cumhuriyeti’nde dükkan açmaktan daha uzun ve eziyetli bürokratik bir süreç başlıyor: Görücülük, dünürcülük, kız isteme, söz kesme, şerbet, nişan, düğün okuntusu, çeyizin gitmesi ve sergilenmesi, (pek kalmadı ama) gelin hamamı, kına gecesi, kız kınası, oğlan kınası, gelin alma, takı töreni, resmi ve dini nikah, gerdek, gerdek ertesi ana başlıkları altında sayılamayacak kadar çok formalite yerine getiriliyor. Her birinin alt başlıkla sıralanan kendine göre kuralları, olmazsa olmazları var.

Konuyla ilgisi olmamakla birlikte; bir devlet dairesinde işi en ufak bir gecikmeye uğradığında, uzadığında sinirlenen, adamını arayan insanımızın evlilik sürecinde çoğu yerine getirenlerin bile inanmadığı eziyet kurallarına sesini çıkarmayıp, boynunu bükerek katlanmasını tarafların düğün sonu ve ertesi düşledikleri ödülün büyüklüğü yanılmasına bağlayıp anlamakla birlikte; on bir bin senedir şekli-şemalı değişmeyen düğünlerde yurdum insanının tonla organizasyon hatası yapmasını, paniklemesini, kan-ter telaşlarına düşmesini ve Türkiye’ye olimpiyat organizasyonu verilmemesinin ve de verilmeyecek olmasının bununla ilintili olup olmadığını çözemediğimi belirtmeden geçemeyeceğim.

Evliliğin biyolojik, toplumsal, kültürel nedenlerini, tarihsel değişim ve gelişiminin ayrıntılarını bir yana bırakıp, alıcı ve özet bir gözle sağımıza solumuza baktığımızda; ülkemizde evliliği belirleyen ana unsurların “tarafların cinsel doyumunun sağlanması, çocuk yapılarak neslin devamı, erkek ve kadını toplumca onaylanmayan yaşam tarzlarına yönelmelerinin engellenmesi” olduğunu görebiliyoruz.

Eş tercihlerinde “güzellik, yakışıklı olma, sağlık, iyi ahlak, tarafların aile yapısı” öncelikli öğeler olarak dile getirilse bile son dönem para ve dönemine göre iyi para kazandıran kariyer gücünün tercih sıralamasında hepsinin önüne geçtiğini söyleyebiliriz. Ayrıca evlenecek çiftler arasında Türkiye’ye özgü, kast mı dersiniz aristokrasi mi size kalmış, kategorik bir durum artan oranda varlığını hissettiriyor.

“Kızımızı ne doktorlar, ne mühendisler istedi de vermedik” ve “Davul dengi dengine çalmalı” sözleri bu anlayışın ifadesi. Örnek olsun diye söylüyorum, bir doktorla işçinin evlendiğini ne duydum, ne gördüm. “Dut kurusuyla yar sevilmeyeceğini” ve evliliğin selameti açısından mutlaka tarafların en azından geçimini sağlayacak gelire sahip olması gerektiğini kabul ediyorum. Ancak, evlilikte fazla kategorize olunduğunu düşünüyorum.

Tüm bu olumsuzlukların çünküsü şu:

Evlilikte aşk, pek bize uğramıyor. Yapı, buna uygun değil. İster geleneksel yöntemlerle, ister modern olduğu ileri sürülen yöntemlerle olsun, aşk evliliğin olmazsa olmaz koşulu değil. Aşk zor iş. Güç istiyor, fedakarlık istiyor, sabır istiyor, karşılıksız, beklentisiz sevgi istiyor, göğsünüzü cereyana vermenizi gerektiriyor. Biz, başka işlerde olduğu gibi, aşkta da zora gelemiyoruz.

İki insanın birbirini sevmesinin dünyanın en güç ve en güzel şeyi olduğunu düşünüyorum. Evlilik veya başka bir şekilde birliktelikle bu güzelliğin daha da güzelleşeceğini de. Biz de bunun pek olmaması fena halde canımı sıkıyor.

***

“Ben Evleniyorum” programının aktörleri neden oradalar, kararlarını neye göre verecekler, nihai amaçları ne?

Para, şöhret, iyi bir gelecek, güzel bir eş değil mi?

Peki AŞK?

Orada mı, ayak üstü mü, milyonların gözü önünde mi? Mümkün mü?

İyi de niye kızıyoruz onlara? Türkiye’de zaten “görüntü” ve “maddi” unsurların ön planda olduğu evliliklerin çokça yaşandığı bir ülke değil mi?

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Boşanma Çocuğa Nasıl Açıklanır? Çocuk Psikolojisi

    Bir ömür boyu birlikte olmak ve güzel hayallerle kurulan tüm yuvalar ne yazık ki bir ömür boyu devam etmeyebiliyor. Ülkemizde ve dünyada her geçen gün boşanma sayısı ise hızla...
  • Mastürbasyon ve Evlilik

    Mastürbasyon ve Evlilik

    Pek çok insan baskı altında bırakamadığı gençlik ve yetişkinlik çemberinden ayrılır, başka insanlarla tanışır, doğru insanları seçer ve kendi çevresini oluşturur. Bazen oluşturduğumuz çevrelere hep bu çevrelerdeymişiz gibi alışırız....
  • evlilik

    Evliliğiniz Kârda mı, Zararda mı?

    Mutlu evliliğin anahtarı artık ‘Güzin Abla’ köşelerinde değil, ekonomi sayfalarında gizli. Yeni kavram spousonomics’e göre, yeni evlilik doktorunuz ekonomistler; evlilik kurtarıcı formüller ise ekonomi teorileri. Emre ile Deniz, 30’larında,...
  • eşimle kavga ediyoruz

    Fedakarlık! Ama nereye kadar?

    Gönül Derman sizlerden gelen soruları cevaplıyor. Merhaba Gönül Hanım, Maalesef yine çok kötüyüm. Dün çok kötü şeyler oldu, eşim ile ben ailesinin yanında çok büyük bir kavga ettik. Ama...