Beslenme Bilimi Genetiği Gelecekteki Yaşamımızı Etkileyecek!

Nutri Genetik Beslenme Genetiği Bilimi Nedir? Hayatımızı Nasıl Etkiliyor? Dünyada bilim adamlarının bu konuda yaptıkları çalışmalar nelerdir? Ülkemizde Nutri-Genetik Bilimi yaygın olarak biliniyor mu? Nutri-Genetik gelecekteki yaşamımızı nasıl etkileyecek?...
Beslenme Bilimi Genetiği Gelecekteki Yaşamımızı Etkileyecek

Nutri Genetik Beslenme Genetiği Bilimi Nedir?
Hayatımızı Nasıl Etkiliyor?
Dünyada bilim adamlarının bu konuda yaptıkları çalışmalar nelerdir?
Ülkemizde Nutri-Genetik Bilimi yaygın olarak biliniyor mu?
Nutri-Genetik gelecekteki yaşamımızı nasıl etkileyecek?
Gelecekte gherçekten kapsüllerle mi yaşayacağız?

İleri Tıp Teknolojileri Ar-Ge Koordinatörü Dr. Tomris Cesuroğlu, Nutri-Genetik Bilimi ve ülkemizdeki gelişmeler hakkında soruları yanıtladı.

Hayatımızın hemen hemen her alanında genetik sözünü sık kullanır olduk. Bize Nutri-Genetik bilim dalı hakkında bilgi verir misiniz?

drgenetik

Dr. Tomris Cesuroğlu

Dr. Tomris Cesuroğlu: 2003 yılında tamamlanan ABD’nin liderliğini yaptığı insan genomu projesi insan DNA’sında yer alan yaklaşık 25.000 genin dizilimini ve dolayısıyla genetik yapımızın tüm detaylarını ortaya koymuştur. Nutri-Genetik Bilimi de ağırlıklı olarak son 4-5 yıl içerisinde gelişmiştir. Genetik bilimindeki son gelişmeler, genler ve sağlık arasında yeni bağlantıları açığa çıkarmıştır. Bugün artık çok net biliyoruz ki, genetik yapımız bizi bazı hastalılara karşı yatkın kılabilmektedir. Bu konudaki uygulama alanlarından biri ‘Nutri-Genetik’, yani beslenme genetiği bilimidir. Beslenmenin bazı bireylerde belirli hastalıklar açısından ciddi bir risk faktörü olabildiğinden yola çıkan Nutri-Genetik, besleme ile kişinin genetik yapısı arasındaki ilişkiyi moleküler seviyede araştıran ve ortaya koyan bir bilim dalıdır. Bu özellikleri ile Nutri-Genetik, insan sağlığı ve beslenmesinde 21. yüzyılın yaklaşımını ortaya koymaktadır.

Nuti-Genetik Bilimi’nin ileri dönem yaygın hastalıklardan korunmaya nasıl bir etkisi vardır?
Dr. Tomris Cesuroğlu: Hastalıkların bir kısmı doğrudan çevresel etkenlerle ortaya çıkmaktadır. Bulaşıcı hastalıklar bunun en tipik örneğidir. Böyle bir durumda genetik yapımızın rolü son derece sınırlıdır. Örneğin tifo veya kolera hastalığına yakalanmak bütünüyle çevre koşulları ve mikroorganizmalarla ilişkilidir. Bazı hastalıklar ise tamamen genetik yapımızdan kaynaklanmaktadır. Örneğin fenilketonüri, kistik fibrozis, orak hücreli anemi gibi hastalıklar genetik yapımızdaki bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bunların ortaya çıkmasını engellemek için bizim bireyler olarak yapabileceğimiz bir şey yoktur.

Bir de genetik yapımızda yatkınlıklarını taşıdığımız ama hastalığın ortaya çıkması için yaşam tarzı ve dış çevre ile ilgili faktörlerden olumsuz bir etkilenmenin de gerektiği hastalıklar vardır. Günümüzde hastalık ve ölümlerin önemli bir kısmını oluşturan bir grup hastalıklar, ileri dönem yaygın hastalıklar veya kompleks ve kronik hastalıklar olarak da nitelendirilmektedir. Örneğin kalp hastalıkları, diyabet, osteoporoz, beyin damar hastalıkları ve kanserler hem genetik, hem yaşam tarzı, hem de yaşadığımız çevre ile ilgili faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Bu grupta eğer genetik yatkınlık bilinirse başta beslenme olmak üzere yaşam tarzı düzenlemeleri ile hastalıkların ortaya çıkması engellenebilir.

Bireylerin genetik yapıları ile beslenmeleri arasındaki nasıl bir ilişki var?
Dr. Tomris Cesuroğlu: Kompleks hastalıkların genetik yapı artı çevresel faktörlerle ortaya çıktığı yaklaşımından yola çıkarak beslenme ve genetik ilişkisini inceleyen Nutri-Genetik (beslenme genetiği) bireyin belirli bir diyete, genetik yapısında bulunan varyasyonlar ya da polimorfizmler nedeni ile verdiği yanıtı inceler. Polimorfizmler genetik yapıdaki ufak çeşitliliklerdir ve bireyleri birbirinden farklı kılan özelliklerden (fiziksel görünüm, hastalıklara yatkınlık, hastalıklara direnç) sorumludur.

Örneğin MTHFR geninde bir polimorfizm olan kişi folik asitten yeterince yararlanamaz ve kanında homosistein maddesi yükselir. Homosisteinin yüksekliği kalp hastalıkları açısından bir risk faktörü oluşturmaktadır. Bunun gibi kalp sağlığımızla ilgili başka genler de vardır. Eğer biz beslenmemize dikkat eder. Aldığımız folik asit miktarını arttırırsak kanımızda homosistein yükselmeyecek ve homosistein açısından taşıdığımız kalp krizi riskimiz azalmış olacaktır.

MTHFR örneğinde olduğu gibi genetik yapımız bizde kalp hastalıkları açısından bir riske yol açmaktadır. Bu riskin bir hastalık nedeni olarak ortaya çıkması için bizim diyetimizde yeterinde folik asit almamamız gerekir. Böylece bir genetik özellik yanlış bir yaşam tarzı alışkanlığı ile bir araya gelince hastalık riskini ortaya çıkarmaktadır. Oysaki bu genetik özelliğimizi bir risk olmaktan çıkarmak bizim elimizdedir.

Halk Sağlığı açısından Nutri-Genetik uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dr. Tomris Cesuroğlu: Halk sağlığı açısından Nutri-Genetik uygulamalar büyük önem taşımaktadır. Çünkü Nutri-Genetik uygulamaların ortaya çıkmasının sebebi aslına bakarsanız günümüzün yaygın hastalıkları olan kompleks ve kronik hastalıkları önlemektir.

Günümüzde hastalıkların ve ölümlerin önemli bir kısmı orta ve ileri yaşlarda başlayan kronik hastalıklardan kaynaklanmaktadır. Bu durum demografik ve epidemiyolojik geçiş ile ilişkili olup, nüfus artış hızının azalması ortalama ömrün uzamasından köken almaktadır. Böylece insanlar eskiye göre daha uzun yaşamakta, bulaşıcı hastalıklardan ölmemekte, ancak ilerleyen yaşlarda kalp hastalıkları, diyabet, osteoporoz, serebrovasküler durumlar, nörolojik bozukluklar gibi hastalıklara yakalanmaktadır.

Bu özelliği ile Nutri-Genetik sağlığı ‘koruma ve geliştirme’ yaklaşımı ile halk sağlığının özüne uygun bir müdahaledir. Yüz elli yıl öncesinin en önemli sağlık sorunlarının başında bulaşıcı hastalıklar gelmekteydi. Bulaşıcı hastalıklardan nasıl aşılarla korunduysak ileri dönem yaygın hastalıklardan da Nutri-Genetik analiz ile korunabileceğiz. Bu özellikleriyle Nutri-Genetik analiz 21. yüzyılın aşısıdır diyebiliriz.

Beslenmemizi, sağlığımızı, dolayısıyla hayatımızı etkileyecek en son yeniliklerden biri olan Cellf Kişisel Nutri-Genetik Analiz nedir?
Dr. Tomris Cesuroğlu: Cellf Kişisel Nutri-Genetik Analiz, genetik olarak taşıdığınız, beslenme ve sağlıkla ilişkisi ortaya konmuş olan 18 gendeki polimorfizmleri tespit eder. Bunların bazıları sizi hastalıklara karşı koruyucu bir etki gösterirken, bazıları kimi hastalıklara yatkınlığınızı arttırabilir. Genlerinizde bulunabilecek çeşitlilikler toplumda bir çok bireyde görülebilir ve mutlaka endişe edecek bir duruma işaret etmeyebilir.

Cellf Kişisel Nutri-Genetik Analiz’in sağlığınızla ilgili olarak kapsadığı temel alanlar kalp sağlığınız, kemik sağlığınız, kansere karşı korunmanızı sağlayan detoksifikasyon özellikleriniz ve antioksidan mekanizmalarınız, insülin duyarlılığınız, inflamasyona karşı korunmanız ve B vitamini kullanım metabolizmanızdır. Bu alanlarla ilgili gen varyasyonlarınız analiz edilerek sonuçlar mevcut beslenme alışkanlıklarınız ve yaşam tarzınız ile birlikte değerlendirilip size özgü yaşam tarzı önerileri içeren bir rapor oluşturulur.

Cellf için dünyanın en ileri laboratuvarları ile çalışılmaktadır. Şu anda bu testler Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet gösteren Genaissance Laboratuvarları’nda uygulanıyor. Türkiye’deki çalışmalar için de Amerika’daki laboratuarların kullanılması düşünüldü. Ancak Türkiye’de de dünyada sürdürülen çalışmaları yürütebilecek kapasitede bir laboratuvar olması bu fikri değiştirdi.

Yaptığımız incelemede GENAR Biyoteknoloji ve Moleküler Genetik Araştırma ve Uygulama Laboratuvarları’nın alt yapısı ve insan kaynakları ile Avrupa’nın önde gelen ve Türkiye’nin teknolojisi en ileri ve en yüksek kapasiteye sahip high-throughput moleküler genetik laboratuvarı olduğunu gördük. GENAR’ın Hacettepe Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde (Hacettepe Teknokent) kurulmuş olması, biyoteknoloji ve genetikte kullanılan son teknolojileri Türkiye’ye getirmiş olması ve sadece Türkiye’de değil, dünyada söz sahibi olacak bir laboratuvar olarak kurulması GENAR’a olan ilgimizi arttırdı. Sanıyorum önümüzdeki günlerde Avrupa’daki analizlerin de GENAR’a yönlendirilmesi söz konusu olacak.

Ülkemizde Nutri-Genetik ile ilgili bilimsel çalışmalar ne seviyede acaba?
Dr. Tomris Cesuroğlu: Türkiye’nin bir çok saygın bilim adamı dünyadaki gelişmelerden geri kalmamak ve Türkiye’de de Nutri-Genetik Bilimi’nin tartışılması, araştırma ve uygulamalarının yapılabilmesine destek vermek üzere Nutri-Genetik Bilimsel Danışma Kurulu’nu (NG-BDK) oluşturdular. Nutri-Genetik çalışmalarının bilimsel ve etik yönlerini irdelediler. Bu kurulda Nutri-Genetik konusu genetik, beslenme, toplum sağlığı, psiko-sosyal boyut, etik, hukuki alt yapı, sağlık sistemleri ve politikaları gibi çeşitli açılardan ele alınmaktadır. Ayrıca, bu kurul 18–19 Mart 2005 tarihlerinde İstanbul’da Uluslararası Nutri-Genetik Sempozyumu’nu düzenledi. Sempozyum dünyada ve ülkemizde Nutri-Genetik alanında yapılan saygın bir bilimsel faaliyet olarak ses getirdi. Kısaca ülkemizde bu konuda yoğun bir bilimsel çalışmanın olduğunu söyleyebilirim.

Cellf Kişisel Nutri-Genetik Analizi çalışmalarını bu son derece nitelikli Nutri-Genetik Bilimsel Danışma Kurulu’ndan görüş alarak yürütmektedir.

nutrigenetik2Genetik bilimi her alanda kullanılıyor ancak etik olarak çekinceler var. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Dr. Tomris Cesuroğlu: Genetik bilimi ile ilgili uygulamalar insana ve farklılığa saygı temelleri üzerine oturtulmalı. Kişinin insanlık onuru her şeyin üzerinde tutulmalı. Bu çerçevede genetik etiği konusunda hem Dünya Sağlık Örgütü’nün, hem de diğer uluslararası saygın kurumların ortaya koyduğu etik kurallar var. Genetik alanında faaliyet gösteren kişi ve kurumların bunlara uygun çalışması çok büyük önem taşıyor.

Cellf Kişisel Nutri-Genetik Analizi bu konuda oldukça hassas davranıyor. Kanunlara, yönetmeliklere, uluslararası etik kurallara, genetik etiği kurallarına ve testi üreten ve uygulayan kuruluşların etik ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalınarak uygulanmaktadır. Kişiyle ilgili alınan bilgiler ve sonuç raporu bütünüyle gizli tutulmakta, testi değerlendirecek hekim veya diyetisyen dışında hiç bir kişi veya kurumla paylaşılmamaktadır. DNA analizi için alınan örnek analiz sonrasında imha edilmektedir.

Dünyada genetik teknolojilerinin gelişimi hangi noktadadır?
Dr. Tomris Cesuroğlu: Gen ve çevrenin birlikte kronik ve kompleks hastalıkları nasıl ortaya çıkardığı ve genler ile çevresel faktörlerin rolünü anlamak üzerine yapılan çalışmalar günümüzde ağırlık kazanmaktadır. Hangi genlerin hangi hastalıklara, hangi çevresel faktörlerle, hangi hücresel mekanizmalarla yatkınlık sağladığı araştırılmaktadır. Bunun yanı sıra genetik yatkınlıkların hastalığa yol açmaması için kişinin yaşam tarzında ne gibi değişiklikler yaparsa etkili olacağı da önemli genetik araştırma alanlarından biridir. Genetik yatkınlıkların ortaya konarak yaşam biçiminin buna göre düzenlenmesi konusu, özellikle Nutri-Genetik Bilim ve teknolojileri ile artık günlük yaşamımıza girmeye başlamıştır.

Gen tedavisi ile hastalıkların tedavi edilmesi için gerekli teknolojilerin geliştirilmesi üzerine çalışmalar devam etmekte olup, gen tedavisi ile ilgili çalışmaların hayatımıza girecek noktaya gelmesi ise daha bir süre alacağa benzemektedir.

Biyoteknoloji ile ilgili hayata geçmeye başlayan bir diğer önemli alan da insan genetik yapısına dayanarak insan vücuduna uygun bazı kritik ilaçların ve aşıların sentezlenmesidir. Rekombinant DNA teknolojisi olarak da bilinen terapötik protein üretim teknolojisi insan sağlığı için günümüzde gittikçe önem kazanmaktadır.

Tabii ki, genetik hastalıkların tanısını ucuz ve erişilebilir bir teknoloji haline getirmek, özellikle anne karnında bu hastalıkların tanısının konması hem geçmişte, hem günümüz, hem de gelecekte önemini koruyacak bir alandır.

Ülkemizde genetik araştırmaların durumu nedir?
Dr. Tomris Cesuroğlu: Genetik ve biyoteknoloji alanında dünyada başı Amerika Birleşik Devletleri çekmektedir. Avrupa, özelikle son dönemde Avrupa Birliği’nin bu konuda ayırdığı büyük fonlarla biyoteknoloji alanında atağa geçmiştir. Bu konuda oluşturulan fonlardan Türkiye de faydalanabilir. Ancak bu kaynak için Türkiye’den verilen proje tekliflerinin oldukça sınırlı sayıda olduğu, Türkiye’nin bu kaynaktan yeterince faydalanamadığı görülmektedir.

Buradaki kritik noktalar araştırma ve geliştirmeyi destekleyecek kamusal düzenlemeler, yetişmiş insan gücü alt yapısı, komplike projeleri yönetme kapasitesi ve teknolojik alt yapıdır. Bütün bu alanlarda üniversiteler ve diğer akademik kuruluşlara çok iş düşmekte, ancak yeterli olmamaktadır. Genetik teknolojilerle ilgili sanayinin, yani özel sektörün, üniversitelerle işbirliği yaparak yapılan araştırmaları teknolojik bir ürün olarak geliştirmesi ve bir ekonomik değer yaratması Türkiye’nin biyoteknoloji alanında önünü açacaktır. Zaten Avrupa Birliği kaynaklı bu fonlarda üniversitelerin ve küçük ve orta ölçekli şirketlerin işbirliği ön plana çıkmaktadır.

Akademi – sanayi işbirliğinin sağlanması için oluşturulan kamusal düzenlemelerden biri Teknokentler’dir. Üniversitelerin bünyesinde özel sektör kuruluşları için ayrılmış alanlar ve işbirliği imkanlarını içeren Teknokentler’in Türkiye’nin dünyadaki biyoteknoloji trenini kaçırmaması ve yakalamasında büyük rol oynayacağını düşünüyoruz

Kategoriler
BeslenmeSağlıkUzmanla Söyleşi
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Kansere karşı meyve ve sebze

    Kansere karşı meyve ve sebze

    Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü’ne göre, ABD’deki kanser ölümlerinin yüzde 35’i, yüksek miktarda yağ ile az miktarda sebze ve lif içeren beslenme tarzından kaynaklanıyor. Günde 4 ya da 9 porsiyon...
  • Ramazanda Sağlık

    İftarı 3’e bölün

    Ramazanda Sağlık Bu Ramazan öyle pastırmalı, sucuklu mükellef bir iftar sofrası hayal etmeyin. Zira sofra ne kadar zenginleşirse, sağlığınız o kadar fakirleşebilir! Bu nedenle iftar sofrasında her şeyi küçültmek...
  • Phytonutrients (Fito-besinler)

    Phytonutrients (Fito-besinler)

    Beslenme bilimi gelişmeye devam ettikçe önem kazanan bir bileşik sınıfı fitobesinler (phytonutrients) dir. Fitobesinler, meyve, sebze ve diğer bütün besinlerde bulunan, sağlığın korunması ve hastalıkların önlenmesinde etkin rol oynayan...
  • Fito-Österojenlerin Biyokimyası

    Fito-Österojenlerin Biyokimyası

    Pek çok “batı tipi” hastalığın gelişmesinde beslenmenin önemli yer tuttuğu uzun süredir bilinmektedir ve çalışmalar çeşitli toplumlarda hastalıkların gelişiminde beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzının büyük önemi olduğunu ortaya çıkarmaktadır....