Benim Tanrım Anne-Babam

Büyük filozof Jürgen Habermas’tan sarsıcı bir kitap: ‘İnsan Doğasının Geleceği’ Alman filozofu Jürgen Habermas, insan genine müdahale olanaklarını sorguluyor. Ona göre yeni teknolojiler sayesinde faşistlerin hayal bile edemeyeceği uysal...

Büyük filozof Jürgen Habermas’tan sarsıcı bir kitap: ‘İnsan Doğasının Geleceği’

Alman filozofu Jürgen Habermas, insan genine müdahale olanaklarını sorguluyor. Ona göre yeni teknolojiler sayesinde faşistlerin hayal bile edemeyeceği uysal nesiller yaratılabilir. Devletine itaat eden süper hizmetçiler ordusu oluşturulabilir, özgürlükçü toplum ideali ortadan yok olabilir.

Habermas’ ın öngörülerini, kitabın çevirmeni Yardımcı Doçent Kaan H. Ökten’le konuştuk.

Alman filozofu Jürgen Habermas

Jürgen Habermas

Çok uzak olmayan bir gelecekten kısa bir kesit: Genç çift hekime gider ve ‘Biz çocuğumuzun müzikal yetenekleri gelişmiş bir kız, doğuştan yetenekli büyük bir orkestra şefi olmasını istiyoruz’ der. Kadın ve erkekten alınan yumurta ve sperm, laboratuvar ortamında birleştirilir. Daha dördüncü hücre bölünme aşamasına gelmeden (yani döllenmiş yumurta nitelik ayrışmasına henüz uğramadığı sekiz hücrelik aşamadayken) pre-implantasyon teşhisini yapacak olan uzman hekim, embriyonun gen yapısını inceler. Embriyonun kız olup olmadığını tespit eder ve ‘müzikal yeteneği’ belirleyen genetik malzemenin ne kadar etkin olduğuna bakar. Embriyon kız ise ve müzikle ilgili genlerin etkinlik derecesi yüksekse (Bu, ileride çocuğun iyi bir müzisyen olacağını gösterir) hücre bölünmesinin devam etmesine karar verilir. Döllenmiş yumurta hücresi anne rahmine yerleştirilir. Bu işlemin üzerinden kırk hafta geçtikten sonra genç çiftin nur topu gibi bir kızı olur. Kız büyür, yetişkin bir kadın olur ve bir ömür boyu peşinden koştuğu idealini gerçekleştirir. Artık o, büyük bir senfoni orkestrasının ilk kadın şefidir.

Başarılı orkestra şefi kadın, hayatının en büyük idealinin aslında ondan habersizce anne-babasının bireysel karar ve istekleri doğrultusunda, genetik malzemesinin değiştirilmesine dayandığını öğrendiğinde ne yapar? Hayatının en önemli ideali sandığı müziğin, aslında anne-babası tarafından onun hayat hikâyesine zorla dahil edilmiş olduğunu fark ettiğinde, kendi benliğiyle ilgili ne gibi bir yıkımla karşılaşır? Kendi kişiliğinin en has niteliği sandığı şeylerin başka insanların tercihleri gereği olarak genetik malzemesinin değiştirilmesiyle ortaya çıktığını, doğal yollardan olmadığını, tasarlanmış bir eser olduğunu bilmek onu kendi benliğiyle bir yabancı gibi yüz yüze getirmeyecek mi? Yani o, kendi istediği için mi, yoksa anne-babası istediği için mi müzisyen oldu? Bu soru, Damokles’in kılıcı gibi, kendini algılama bilinci üzerinde asılı duracaktır.

İnsanın bir tasarımcısının bulunduğunu bilmek, bu tasarımcının yüce bir varlık ya da Tanrı değil de insanın kendi anne-babası olduğunu (daha kötüsü tanımadığı yabancı kişiler) öğrenmek hiç kuşkusuz ki son derece sarsıcı olacaktır.

“Hayat öyküm benim değil”

Bu ve buna benzer ürpertici sorular ve tespitler, yaşayan en büyük Alman filozof Jürgen Habermas’ın yazdığı ‘İnsan Doğasının Geleceği’ kitabında yer alıyor. Everest Yayınları’ndan çıkan kitabı, İnsan Doğasının GeleceğiTürkçeye Maltepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi, Yard. Doç. Dr. Kaan H. Ökten çevirdi.

Jürgen Habermas, son dönem Avrupa felsefesini yansıtan, Marksist felsefe ile yakından ilgilenmiş, sosyoloji alanında çalışmalar yapmış bir filozof. Gençlik olaylarına da dahil olan Habermas, bir dönem Frankfurt Okulu’nun etkin bir üyesiydi. Avrupa’nın kuruluşunda hangi fikirlerin önemli olduğu, Avrupa Anayasası’nın oluşturulmasında araştırmaları olan Jürgen Habermas, son birkaç yıldır Almanya’da ‘İnsanın geleceği biyoteknolojik vasıtalarla biçimlendirilebilir mi? ‘ tartışmasına dahil oldu.

74 yaşındaki Jürgen Habermas, gelecekte insan tipinin nasıl olacağının yanıtını ararken, genetik müdahaleler konusunda şu görüşü savunuyor:

“Günümüzün toplumlarında, siyasal katılımcılıkta, insanlar kendi davranışlarından sorumlular. Karar alma mekanizmalarına özgür bir biçimde dahil oluyorlar. Gen müdahaleleri ile bu işin kökü kazınabilir. Demokratik özgürlükçü toplum idealinin ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu, günümüzün Batı toplumunun temel anlayışını zedeleyici bir durum. Bununla mücadele etmeliyiz.”

Kitabın çevirisini yapan Kaan H. Ökten, genetik mühendisliğin ‘model insan’ üretme noktasında olduğunu belirtiyor:

“Bu alana çok büyük kaynak aktarılıyor. 10 yıl içinde olmasa bile 50 yıl içinde ‘istenen modelde insan’ üretimi olabilir. Belki de devletine itaat eden süper hizmetçiler yaratılacak. Platon’un ideali 21. yüzyılda gerçekleşebilir. Biyo-faşizm diye bir kavram var. Biyolojik müdahaleyle faşist devletlerin bile hayal edemediği bir düzen kurulabilir. Bunlar şimdi bilimkurgu gibi geliyor ama başımıza geldiğinde ‘Habermas söyledi’ diyeceğiz.”

Yasalarla sınırlanmamalı

Kaan H. Ökten, Habermas’ın yeni bir insan modeli oluşturma yolunda atılan adımlara karşı çıktığını belirterek kitapla ilgili şunları söylüyor:

“Habermas, yasalar yoluyla genetik müdahaleye sınırlama getirmenin doğru olup olmayacağını tartışmıyor. Sonuçta bilimsel gelişmeler yasaların önünde gidiyor. Tartışılması gereken, yapılan işin ne olduğuna, felsefe ve ahlak gözüyle bakmak. Habermas, genlere müdahale edilerek ortaya çıkarılan bir insanı ‘tasarlanmış, tasarım ürünü bir insan’ olarak görüyor. Oysa insan özerktir, bireydir, geleceğini kendi yönlendirir. Halbuki genlere müdahale edildiğinde bu temel kabul sarsılmış oluyor. Hastalıklarla mücadele için genetik müdahaleye Habermas karşı değil. Tasarlanmış insana karşı çıkıyor. Bu, insanın kendi doğasına bir müdahale oluyor. Tasarlanmış insan projesi tam olarak gerçekleşmiş değil. Ama çok yakın bir gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bir olay. Anne-babanın çocuğun ne olacağına karar vermesi etik açıdan tartışmalıdır. Habermas, felsefecilerin bunu tartışmamasını, garip bir sessizlik içinde olmalarını da eleştiriyor.”

Kaan H. Ökten, öjenizmin (soyarıtımı) Avrupa tarihi açısından kanlı bir geçmişi olduğunu hatırlatıyor:

“Platon, ideal devleti kurarken, çocukların seçilmesini savunmuştur. Bu da bir soyarıtımıdır. Ama Hitler’in yaptığı daha acımasızdır. Bugün ise hücre aşamasında karar veriliyor. Günümüz modern toplumlarında gebelik geç yaşlarda gerçekleşiyor. Bu da beraberinde risk getiriyor. Geç gebeliklerde çocuğun Down sendromlu olup olmadığını anlamak için yapılan kromozom analizi de bir tür soyarıtımı.”

Yrd. Doçent Ökten’e göre Habermas’ın kitabını okuyanlar pek çok sarsıcı soruyla karşılaşacak. Mesela, sağlık bilimleri, tıp biliminin kendi içinde yaptığı tartışmalar, siyasal tartışmaların içine girecek. Amerika’da daha şimdiden genetik süpermarketlerde alışverişten söz ediliyor. Kaan H. Ökten, Amerika’daki tartışmaların Avrupa’daki gibi olmadığının altını çizerek, “Amerikalılar daha pragmatik. Geleceği engellemeye çalışmak yerine ondan istifade etmeyi öngörüyorlar. Sonuçta bu, birkaç çılgın filozofun tartışması değil. İnsan klonlamasında ortaya çıkan bebeğin kim olduğunun yanıtını veren yok. Bütün bunlar biyo-politika içerisinde tartışılıyor. Beden politikasının genetikle doğrudan ilgisi yok ama ideal insan tanımlaması yapılır. Gelecekte devletler, bir sistem içerisinde, karınca gibi çalışan insan orduları tasarlayabilir” yorumunu yapıyor.

Kategoriler
KitapKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali

    Kürk Mantolu Madonna

    Yaşamın günlük akışı içinde gördüğümüz, karşılaştığımız insanların sıradan bir yaşamları olduğunu düşünürüz. Onları biraz yakından tanımaya başladığımızda ise yanıldığımızı anlarız. Öyle ki, her insanın yaşamı gerçekten bir romana ya...
  • Çocuklarımız nasıl kitap okur

    Okumak

    “Oğlum hiç kitap okumuyor“, “Çocuklarımın, ellerine, doğru dürüst kitap aldıklarını görmedim.”Danışmanlık yaşamım boyunca çok sık duydum bu sözleri anne babalardan, daha da duymaya devam edeceğim, eminim. Çocuklarımız neden okusun,...
  • Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi

    Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi

    Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi aşağıda kısaca açıklanmaktadır. 30-Sevgili John; Konusu Nicholas Sparks’ın kitabından alınan filmde, orduya yeni yazılan John adlı bir gençle, Savannah adlı bir üniversite...
  • Joseph Mühlbuaer

    Bir kahve bir kitap

    Kavrulmuş kahve çekirdeklerinin kokusu, raflardan yükselen kitap kokusuna karışırken, tek düşünceniz kendinizi bir koltuğa atıp sayfaların arasına gömülmek… Alman Yahudisi Franz Mühlbauer, Çok genç yaşta henüz 15’inde ikinci dünya...