Bakire ve Çingene

Ayşe AKDENİZ / San Jose-ABD “Bakire ve Çingene”, CD. H. LAWRENE’in en güzel çalışmalarındandır. Fakat en çok tanınan eseri, “Leydi Chatterley’nin Sevgilisi” (1928)’dir malum. “Erkeklerin de kadınların da şu...
H. LAWRENE

Ayşe AKDENİZ / San Jose-ABD

“Bakire ve Çingene”, CD. H. LAWRENE’in en güzel çalışmalarındandır. Fakat en çok tanınan eseri, “Leydi Chatterley’nin Sevgilisi” (1928)’dir malum.

“Erkeklerin de kadınların da şu seks konusunu, tam anlamıyla dürüst ve temiz düşünmelerini istiyorum” diyen yazarın adının tamamı David Herbert Lawrence’dır. Kendisi sadece romancı değil, aynı zamanda hikaye yazarı, eleştirmen, şair, ve ressamdı. 1885-1930 yılları arasında yaşayan sanatkâr, gününün en çok konuşulan romanlarını yazdı. Kitaplarındaki cinsel pasajlar fazlaca müstehcen bulunduğundan, zamanının ‘tutucu insanları’nı rencide eder nedeniyle yasaklandı.

Virgin and Gypsy

“Aşık Kadınlar” 1920’de gizlice yayımlandı. “Leydi Chatterley’nin Sevgilisi” ise, seksle ilgili izahatlar nedeniyle 1960 yılındaki mahkeme kararına kadar sansürlüydü.

En bilinen eserlerinden “Aaron’un Yolu”nda (1922) Nietzsche’in etkisini görürüz.

David Herbert Lawrence’ın annesi öğretmen, babası ise Nottinghamshire kömür ocağında işçiydi. Aydın bir kadın olan annesi, maden işçisi olmasınlar diye oğullarını okumaya teşvik etti. Lawrence yazıya şiirle başladı. 1906 yılında “White Peacock” romanının ilk versiyonunu yazdı. Sık sık ziyaret ettikleri aile dostlarının Jessie adında bir kızları vardı. Çiftlik hayatından sıkılmış edebiyat tutkunu olan bir genç kız. Lawrence’a küçüklüğünden beri aşık olan Jessie, onun yazdığı her şeyi kutsuyordu. Aileler birbirlerini ziyaret edip biraraya geldikçe, beraber Caryle, Schopenhaur, Emerson gibi edebiyatçıların eserlerini okuyorlardı.

Lawrence 1907’de kısa hikayeler yazmaya başladı. “A Frangment of Stained Glass”, “A Perlude”, “The White Stocking”, “The Vicar’s Garden” bunlardan bazılarıdır. Lawrence 1908 yılında kendisini ataist değil agnostik olarak tanımladı. Öğretmen olarak gittiği Croydon’ı hiç sevmeyen yazar boş zamanlarında tiyatro ve opera izler, ya da odasına çekilip Charles Baudelaire, Paul Verlaine okurdu.

D. H. Lawrence’ın bazı eserleri, Jessie’nin desteği ile ‘English Rewiev’ dergisinde yayımlandı. Solcu olan dergi Lawrence’ın şiirleri kadar, onun ‘bir maden işçisinin oğlu’ olmasından da esaslı olarak etkilenmişti. Editörü Madox Hueffer, Joseph Conrad, Henry James, W.B. Yates, H.G.Welles, Ezra Pound gibi yazarlarla tanıştırdı Lawrence’ı. Fakat Lawrence kendisini ‘onlardan biri’ gibi hissedemediği edebiyat çevresinden kısa zamanda koptu ve kırsal yerlerde dolaşıp yaşamaya devam etti.

Eserlerinin kanalize olduğu yolda, ve hatta yazı formatında editörü Madox’un büyük etkisi olmuştur. Lawrence 1909’da “Bir Maden İşçisinin Cuma Gecesi” oyununu tamamlamış, aynı yılın sonunda da “Odour of Chrysanthemums”u bitirmiştir. Madox’un yönlendirmesiyle eserini ‘William Heinmann Yayınları’na gönderdi. Yayınevi kitapta değişiklikler istedi. Lawrence kitabın üstünde öğretmen arkadaşı Helen Corke ile beraber çalışmıştır. Helen o sıralarda 5 gün aşk yaşadıktan sonra intihar eden sevgilisi yüzünden girdiği depresyonu yaşıyordu. Bu olayın tesirinde kalan Lawrence 1910 yılında Helen’in hikayesi olan “The Saga of Siegmund”u yazdı.

Annesi 1910 yılında öldükten sonra Lawrence, ‘Annemi bir sevgili gibi sevdim’ dedi. Uzun süre gündüz saatlerinde öğretmenlik yapan yazarımız, etkisinde olduğu -anne saplantısını- gece saatlerinde çözmeye çalıştı, ve bu çalışma neticesinde ünlü eseri “Oğullar ve Sevgililer”i yazdı (1913).

Başyapıt olan bu eser, ‘Oedipus’ temasının bir versiyonudur. Anne etkisini içinden sökmeye çabalarken, hayatın devindirici gücü olarak gördüğü seks felsefesini ve ayrıntılarını neredeyse dinî bir şükür ve zerafetle inceden inceye işler.

“Ortaya tamamen tatmin edici bir aksiyon çıkaramazsak eğer, o halde bırakın seksüaliteyi açık ve net olarak düşünelim”.

Lawrence yukarıdaki cümlede geçen düşüncesini, “Leydi Chatterley’in Sevgilisi” romanı ile ilgili bir yazısında belirtti. Ve şöyle devam etti, “Bu çalışmanın ana fikri budur, erkek ve kadınların ‘seks konusunu’, tam anlamıyla, dürüstçe, ve temiz düşünmelerini istiyorum”.

Lawrence’ın dağınık saçları, parlak kırmızı sakalları, mavi yıldızlar gibi parlayan derin gözleri vardı. Cinsel açıdan güçlü sayılmazdı. Yaratı enerjisinin patlamasından doğan takatsızlıkları, ve gittikçe fenalaşan veremi (tüberküloz) yüzünden, muhtemelen iktidarsızlıkla mücadele etti. Ve fakat çok güçlü bir kişiliği vardı. Varlık ve etiket sahibi kadınları mıknatıs gibi kendisine çekiyordu. Peşpeşe gelen kadınlara “İki ayaklı kazançlar” ismini takmıştı. Onlar, yazarın göçebe olarak yaşadığı hayat tarzına maddi destek sağladılar.

Lawrence ise, bu kadınların desteklerinin karşılığı olarak onları romanlarına karekterler olarak aldı, bu üst düzey kadınlarını kendi çıkarları için çaresiz insanları kullandıklarını sergileyerek alay etti.

Romanlarındaki çarpıcı erotizm ve çıplaklığa zıt olarak bazen namusluluk da taslayan Lawrence, biri tarafından müstehcen ya da iffetsiz bir hikaye anlatıldığında gücennir, darılırdı. Ve mesela cinsel ilişkinin gece karanlığı dışında yer alması hâlini ahlaksızca bulurdu. Kadınlarla yaşadığı ilişkilerden sıkıldığı zaman, nedense erkekleri kutsal boyutlara yüceltirdi. Erkek bedenini büyüleyici bulduğunu “Aşık Kadın” romanındaki çıplak güreş sırasındaki anlatımında rastlarız.

Lawrence babasından ziyade annesi gibiydi. Kadınlar onu cazibeli bulurken, erkekler kadınsı olduğunu düşündü. Özellikle evcil davranışları alay konusu olabiliyordu. (Norman Douglas, ‘seks mesihi’nin en mutlu göründüğü zamanların, yer fırçalarken ya da patates soyarken olduğunu söylemişti.) Lawrence’ın biografisini yazan arkadaşı Richard Aldington, “D.H. Lawrence %85 hetero, %15 homo diyebilirim” dedi.

Yazarımız, İngiltere’yi, Güney Avrupa’nın kırsal kesimlerini dolaştı. Seyahat belgelerinde de anlattığı Avusturalya, Güneybatı Amerika, Seylon, Meksika’yı dolaştı. Lawrence 1920’li yıllarda İtalya ve Fransa’yı dolaşırken yanında Aldous Huxley’de vardı.

David Herbert Lawrence, 1928 yılında kendisini şöyle tarif etti: “42 yaşındayım, sıhhatim kötü, sabırsız bir karım var. Sağlıksız, parasız, yolunu kaybetmiş bir mutsuzum”.

Bilinmez, David’in parası olsaydı her şey daha mı farklı olacaktı?

Belki…

Çoğu zaman otellerde kaldı. Veremi için sürekli ilaç almak zorundaydı. Sürekli öksürüyordu. İsviçre’de bir otel öksürdüğü için Lawrence’ı otele konuk etmedi. Ve suratına karşı, “Öksürenleri kabul etmiyoruz” dendi. (o yıllarda -insan hakları- o taraflara henüz uğramamıştı anlaşılan)

Lawrence’ın 1920’lerde tamamladığı ekspresyonist yağlıboya çalışmaları ölümünden sonra ün yaptı. 2 Mart 1930 yılında Fransa’da öldü. Karısı Frieda ise hayatı boyunca yazdığı en güzel sözler:

– “Ve onu gömdük. Onu seven birkaç kişiydik. Bir kuş gibi gönderdik. Mezarına çiçekler koydu. Güle güle Lorenzo dedik. Arkadaşları ve ben mimozalar koyduk. Mezarı toprakla kapanırken üstüne güneş parladı. Akdeniz’e nazır, Vence’de.”

Diger eserleri:

Olağanüstü olamayan “Kanguru” kendi yorumunu getirir. (1923).

“Süslü İblis” (1926) adlı eserinde Meksika’yı ve Aztek dinini öylesine duygularla anlatır ki, insanın gözleri kamaşır.

1929’da yazdığı “Ölen Adam”, İsa’nın dirilişinin cesur bir versiyonudur.

Bu eserlerin yanısıra, “Kaybolmuş Kız” (1920),

“Sea and Sardinia” (1921),

“İngiltere, Benim İngilterem” (1922),

“Uçuç Böceği” (1923),

“Kuşlar, Melûnlar ve Çiçekler” (1923),

“Meksika Sabahları” (1927),

“John Thomas ve Leydi Jane” (1927),

“Leydi Chatterley’nin Sevgilisi” (1928),

“Toplu Şiirler II, (1928),

“Sürüp Giden Kadın” (1928),

“Bakire ve Çingene” (1930) gibi çalışmaları en güzel eserlerinden bazılarıdır.

Fiktif olmayan çalışmaları arasında “Avrupa Tarihinde Hareketler” (1921),

“Psikanaliz ve Bilinçaltı” (1922),

“Klasik Amerikan Edebiyatı Çalışmaları” (1923),

“Kıyamet” (1931) vardır.
_____________________________

-Biography of D.H.Lawrence, John Worthen.
-Cambridge University Press 1991-1996, John Worthen, Mark Kınkead Weekes, David Ellis.
-Manchester University, Keith Sagar-1979
-Peter Preston, London, Macmillian’ 1994
-Cambridge University, Warren Roberts, Paul Poplawski, 2001.
-All about his private life: Sex Lives of Famous (1983) Dorset Press, New York

Kategoriler
KitapKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • maksim-gorki-812×541

    Sovyet Edebiyatı´nın En Büyük İşçisi

    Ayşe AKDENİZ / San Jose-ABD Seks toplantılarına gittiğinde, Maxim Gorki çok gençti. Fakat grupla sefahat âlemine katılmak yerine duvara dayanıp folk şarkıları söyledi. İlginçtir fakat, bu foklorik şarkılarla günaha...