Bakanla baş başa bir gece

Ankara’nın gözde restoranlardan birine doğru yol alırken, sohbetimiz daha da koyulaşıyor. Bir devlet adamıyla değil de, eski dostla her şeyi sansürsüz konuştuğumuz anlar başlıyor. Dudaklarından hiç eksik olmayan o...

Ankara’nın gözde restoranlardan birine doğru yol alırken, sohbetimiz daha da koyulaşıyor. Bir devlet adamıyla değil de, eski dostla her şeyi sansürsüz konuştuğumuz anlar başlıyor. Dudaklarından hiç eksik olmayan o gülümsemesine restoranda da devam ediyor.

Erdal İpekeşen

Erdal İpekeşen

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun makamındayız. Özel kalemin önünde bekleyen yaklaşık otuz kişinin arasından sıyrılıp, arka taraftaki odalardan birine alınıyoruz. Sonradan öğreniyorum ki, burası bakanın makam odasına komşu olan dinlenme bölümü. Bakanın Basın Müşaviri İbrahim Saraçoğlu ile çaylı sohbetimiz yaklaşık 15 dakika sürdükten sonra Abdülkadir Bey, yanımıza geliyor.
Önceleri telefonla sık sık kesilen röportajımız, bakanın telefon bağlamayın talimatıyla seyrine giriyor ve yaklaşık bir saat sürüyor. Sohbetin nihayet bulduğu an ise saatlerimize bakıyoruz ve 22.00’de tamamladığımızı görüyoruz. Günün yoğunluğundan her ikimiz de ağzımıza bir lokma sürmeden çalıştığımızı konuşurken yaklaşık 25 yıllık dostluğumuza dayanarak yemek davetinde bulunuyorum. Eh, bu saatten sonra gittiğimiz evlerimizde eşlerimize yük olacak değiliz ya!
Ankara’nın gözde restoranlardan birine doğru yol alırken, sohbetimiz daha da koyulaşıyor. Bir devlet adamıyla değil de, eski dostla her şeyi sansürsüz konuştuğumuz anlar başlıyor. Dudaklarından hiç eksik olmayan o gülümsemesine restoranda da devam ediyor. Onun için çok kutsal olan aile değerlerine zarar vermeden, sosyal hayatın içinde yer almanın, onun halen süren özellikleri arasında olduğunu anlamakta gecikmiyorum.
Gece boyunca birkaç nokta dikkatimi çekiyor. Çevre masada bulunan insanların her selamına, her sorusuna sıkılmadan yanıt veriyor ve sıcak diyalog içine giriyor. İçki içmiyor, ancak gittiğimiz restorandaki Çin ve İtalyan mutfağını iyi biliyor. Yanında bulunan iki telefon hiç susmuyor ve sıkılmadan her ikisine de cevap veriyor. Bu arada her iki telefonun da ayrı işlevi olduğunu, gecenin ilerleyen saatlerinde öğreniyorum. Birinden, özellikle kabine ve etkin konumdaki partili arkadaşlarının aramalarına yanıt verirken, diğerinden de özel kalemi vasıtasıyla arayan vatandaş ağırlıklı telefonlara yöneliyor. Sayıyorum, yemek yediğimiz iki saat boyunca tam 86 konuşma yapıyor.
Yaptığı konuşmalardan biri benim ilgimi çekerken, bakanın da sinirlerini kaldırıyor. Arayan eski bir milletvekili ve inanılmaz bir talepte bulunuyor. Trafik kontrolüne takılan ve aşırı süratten ceza yemek üzere olan eski milletvekili, cezanın yazılmamasını ve bakanın kendisini çeviren ekiple konuşmasını istiyor. Abdülkadir Aksu, önce nazik bir ses tonuyla böyle bir şeyin olamayacağını, ekiplerin görevini yaptığını anlatmaya çalışıyor. Karşısındaki ısrarcı ses karşısında da, sinirlenip telefonu kapatıyor. Az ötemizde bulunan koruma müdürünü yanına çağırıp, çevirme yapan ekibin arkasında oldukları ve ceza kesmeleri gerektiği talimatını verip, bana dönüyor.
“Bu kadarı da olmaz. Adam milletvekilliği yapmış ve bana görev yapan memurumu şikâyet ediyor. Bir de utanmadan, ‘Ekiplerinle direkt muhatap olmak istemeyebilirsin, özel kalemine talimat ver’ diyor. İşte Erdalcığım bunlarla uğraşmak canımı çok sıkıyor”

Haklı olarak, herkes iktidardaki AKP’de neler olup bittiğiyle ilgileniyor, ama CHP’ye bakan yok. Gerçi, CHP de ilgiyi üzerinde toplayacak doğru dürüst bir şey yapmıyor ya, neyse. Geçenlerde partinin önde gelen isimlerinden biriyle koyu sohbet içindeydik. Deniz Baykal’dan söze girip Kemal Derviş’ten çıktık. Birçok kişinin değindiği gibi, CHP’ye, Baykal yerine, başka bir isim genel başkan olsaydı, parti daha iyi durumda olurdu üzerine tartıştık. Şu aşamada Baykal’ın alternatifi olmadığından söze girip, “Genel başkan yardımcılarına şöyle bir bak, içlerinde liderlik vasfı taşıyan bir kişi var mı? Olmadığı için de Deniz Bey’in misyonu devam ediyor” diyerek alternatifsizlikten dert yandı.
“Peki, Kemal Derviş olamaz mı? İleride genel başkan adayları arasında yer alacağını söylemişti” diyecek oldum, hemen tepkisini dile getirdi. “DSP’ye, İsmail Cem ile Hüsamettin Özkan’ın başı çektiği YTP’ye ve her şeyden önemlisi koalisyondan oluşan 57. hükümete yaptıkları ortada. Artık kimse güvenip de, onun ardından gider mi?” diye bir yanıt aldım.
Meğer, Kemal Derviş’e CHP içinde pek güven yokmuş. Üstelik, ileride genel başkan adayı olabileceğini söylediği için, Baykal’ın korkusundan, Derviş’in parti merkezindeki odasına uğrayan da yokmuş. Ayrıca, TBMM’deki kulislerde onu hep tek başına görmek mümkünmüş. Gerçi Baykal, ekonomik konulardaki açıklamaları yapması için yetkiyi ona vermiş, ama hepsi bu kadarmış.
Bu sohbetten sonra, özellikle TBMM genel kurul toplantılarında Kemal Derviş’i izledim. Özellikle CHP kulisindeki yalnızlığına gözlerimle tanık oldum. Daha önce ağzından iki laf kapabilmek için arkasına takılan gazeteciler bile yanından selam verip geçiyordu. Kısacası, Kemal Derviş için şaşaalı günler geride kalırken, onu CHP’liler bile tam anlamıyla içine sindiremiyordu.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular