Aşk öldü, yaşasın afrodit!

Afrodit’in maceraları önce Heseidos ve Homeros’un ağzından destanlara taşındı. Başkaları şiire, öyküye, romana döktü onları. ‘Güzel’ sanatlar ise, haliyle, güzellik tanrıçasına en çok iltifat eden disiplin oldu. Önce Kaos...
Pompei (Apelles’in Venüs’ün Sudan Çıkışı’nın reprodüksiyonu)

Afrodit’in maceraları önce Heseidos ve Homeros’un ağzından destanlara taşındı. Başkaları şiire, öyküye, romana döktü onları. ‘Güzel’ sanatlar ise, haliyle, güzellik tanrıçasına en çok iltifat eden disiplin oldu.

Önce Kaos vardı. O ilk karmaşa, o ilk boşluk, toprak ana Gaia’yı doğurdu. Gaia’nın can verdiği titanlardan biri yerin derinliklerinin hakimi Tartaros, diğeri göğün hakimi Uranos’tu. Gaia, kendi oğlu Uranos’la birleşti; yerle gök halleşti. Doğan pek çok çocuktan biri Kronos’tu. Uranos, doğan her çocuğunun kendi tahtını sarsacağından korkuyordu ve onları Tartaros’un önüne, yerin derinliklerine atıyordu. Gaia mutsuzdu. Oğlu Kronos’un eline bir orak verdi. Gaia. Uranos’u cilveleriyle eğleştirirken, Kronos geldi ve Uranos’un erkekliğini elindeki orakla kesip attı.

Bu, Olimpos tanrılarının tahtındaki ilk devrimdir ve Kronos, meşhur Zeus’un babasıdır.

Bundan sonrası için rivayet muhtelif. Ama anlatılardan biri der ki: Kronos’un kesip bugünkü Baf yakınlarında Kıbrıs denizine attığı Uranos’un erkekliğinden çıkan köpük bir dilbere can verdi:

Afrodit – ki ‘köpükten doğan’ anlamına gelir. Afrodit bir istiridye kabuğundan yetişkin olarak doğdu. Güzelliği gibi bekareti de doğum şekli yüzünden baki kaldı. Yunan’da ‘Pandemos’ diye, ‘Kıbrıslı’ diye çağrıldı, Roma’da başka tanrıça kültleriyle birleşerek ‘Venüs’ oldu. Güzelliğin, aşkın, bereketin tanrıçası olarak tapınıldı. Deniz, yunuslar ve istiridyeler; narlar, elmalar ve inciler; gül ağaçları, limon ağaçları ve mersinler: serçeler, kuğular ve kumrular hep onu simgeledi.

Afrodit’in maceraları türlüdür. Paris’e rüşvet diye Helen’i verip güzellik elmasını Hera ve Athena’nın elinden alan ve Truva savaşını başlatan odur. Ona tapınmadı diye Narkisos’u sudaki kendi aksine aşık ettiren de o. Oğlu bedensel aşk tanrısı Eros’un sevgilisi Psişe’yi kıskanıp başına türlü belalar açan da odur. Kronos, Uranos’un testislerini kesip deniz attığında menilerden Afrodit doğarken kan damlalarından intikam perileri Erinisler doğmuştu. Onlarla akraba olduğundan mıdır nedir, Afrodit’in intikamı acıdır. Pygmalion’u kendi elleriyle yaptığı kadın heykeline aşık eder. Pygmalion kendisini de taş olup sonsuza dek sevdiğiyle kalmak isteyince bu kez şefkat intikamın yerini alır, heykele can, aşklarına ölümsüzlük verir. Aşk gibi Afrodit’in de ne olduğuna, kim olduğuna tek bir yanıt verilemez. Göreceğimiz üzere hem mitolojik kişiliği birden fazla tanrıçanın ortaya çıkardığı, kimi zaman tutarsız ve tutarlı olma çabasında da olmayan bir sentezdir. Hem de yaşadığı maceralar duygular yelpazesinin çok farklı uçlarında geçer.

Afrodit’in maceraları önce Heseidos ve Homeros’un ağzından destanlara taşındı. Başkaları şiire, öyküye, romana döktü onları. ‘Güzel’ sanatlar ise. haliyle, güzellik tanrıçasına en çok iltifat eden disiplin oldu. Ressamlar fırçalarını, heykeltıraşlar keskilerini kadın güzelliği sınavında sınamak istediklerinde en zor soru hep Afrodit’ten çıktı. Dünyadaki kadınların en güzeli Helen’i betimlemek bile öylesine zorken tanrıların en güzeli nasıl plastiğe dökülürdü?

Güzellik sorunu, anlatıya dayanan sanatlarda bir parça daha kolay çözülebilir. Filmlerde, romanlarda insanın soluğunu kesecek kadar güzel bir kadını göstermekten daha kolayı güzelcene bir kadına bakan soluğu kesilmiş insanları göstermektir. Yusuf mitosunda Yusuf’un yakışıklılığı karşısında meyve yerine parmaklarını kesen kadınlar bunun için vardır. Klasik müzik virtüözlerini anlatan filmlerde çoğunlukla şu ya da bu yorum arasında ayrım yapacak denli eğitilmiş bir kulağa sahip olmayan izleyici, filmde gösterilen dinleyici tepkilerinden anlar eserin ne denli müthiş yorumlandığını. Plastik sanatçı ise herkesin güzel bulacağı bir figür ortaya çıkarmak zorundadır ki güzellik nosyonunun toplumdan topluma çağdan çağa ne denli değiştiği düşünülürse bunun hiç de kolay olmadığı takdir edilecektir. (Bu .değişim ve zenginlik konusunda Philipp Scott Johnson’ın Batı resminde kadının 500 yıllık izini sürerek hazırladığı çok ilginç video bir fikir verebilir.

Dersimiz Güzel Sanat, Konumuz Afrodit

Apolia vazosu

Apolia vazosu

MÖ 390 tarihli bir Apolia vazosunun üzerindeki Afrodit resmi tanrıçayı şekle dökme yönündeki ilk denemelerden biri (Resim 1], Erosları besleyen büyük göğüsleri dışında bütünüyle örtülü bedeniyle cinsel güzellikten ziyade bereketin simgesi gibi durur burada tanrıça.

Afrodit’in doğumunu ilk resimleyenlerden biri ise, İyonya’dan hemşerimiz Koslu Apelles’tir. Vezüv’ün lavlarıyla kavrulan Pompei’den alınmış bu duvar resminin [Resim 2] onun meşhur resmi Denizden Çıkan Venüs’ü nü (Venüs Anadyomene) yansıttığı düşünülüyor, fakat eserin kendisi tarih değirmeninin çarkları arasında yitip gitmiş başeserlerdendir.

Pliny’nin Doğal Tarih eserinde tarif edilen şekliyle bu resmin gücünü Rönesans’ta yansılamayı ve aşmayı hedefleyen çok oldu.

Pompei’den duvar resmi (Apelles’in Venüs’ün Sudan Çıkışı’nın reprodüksiyonu)

Resim 5 Knidoslu Afrodit M.Ö. 4.yy

Resim 5 Knidoslu Afrodit M.Ö. 4.yy

Üç figürlü dizilimiyle, sol ayağının düz sağ ayağının kıvrımlı duruşuyla ve saçlarını kıvırışıyla Boticelli’nin meşhur Venüs’ün Doğusu [Resim 3] açıkça Apelles Resim 3esinlidir ve 19. Yüzyıla kadar onun resminin adıyla anılmıştır. Bu tarihten sonra ise Boticelli’nin resminin kendisi Afrodit resimlerinin vazgeçilmez esinleri arasında yer alacaktır. Boticelli’nin esin rüzgarı 20. Yüzyılda Andy VVarhol’e dek ulaşacakken [Resim 4] Boticelli’nin resmine esin veren rüzgâra soluk verenler arasında Pliny’nin kitabı ve Apelles’in kayıp resminin yanı sıra Venüs Pudica (Alçakgönüllü Venüs) tarzında bedeninin bir yerini eliyle kapatan Afroditlerin MÜ 4. yüzyıldan ilk örneği Pratikseles’in Knidoslu Afrodit heykeli de vardır. [Resim 5] Ancak Afrodit, yalnızca mitolojinin değil, sanat tarihinin de dört bir yanına öyle bir dağılmış durumda ki ne onu betimleyen yüzlerce resim ve heykelin galaksisini ne de bunların arasındaki ilişkiler nebulasını ortaya koymak bu hacimde bir yazının harcı değil.

Ancak bunların arasında bir yıldız var ki neredeyse bütün galaksinin simgesi haline gelmiştir. Yunan adalarından geçip Louvre’da son bulan rotası Anadolu göklerinden doğmuş Milo Venüsifnden bahsediyoruz. [Resim 6] Bir Rum köylüsünün 1820’de Milos adasındaki tarlasında bulduğu, Fransız subayları, Rum çeteciler ve II. Mahmud’un Rum çevirmeni arasında, aksiyon filmlerine yaraşır bir kovalamaca ve çekişme sonrasında LouvreResim 4 müzesinin elinde kalan kolsuz Venüs’ün yıldızı, Louvre’un Medici Venüsilnü [Yine Venüs Pudica tarzındaki MÜ 1. Yüzyıl tarihli eserin bir kopyası: Resim 7] İtalya’ya iade etmek zorunda kalmasından sonra iyice parladı. Olaya ilk el atıp olaydan kızarmış yüzlerle çıkacak olan sanat tarihçileri Klasik döneme tarihleyip Praksiteles’e atfettiler eseri. Oysa heykelin, daha sonra esrarengiz fakat ‘anlaşılır’ bir şekilde ortadan kaybolan kaidesi Helenistik döneme ve tanıdık bir kente işaret ediyordu: Antakya’ya. Üyküsü, haritada neredeyse düz bir çizgi üzerinde duran Antakya. Milos ve Paris hattında ilerleyen Milo Venüsü. Oali’nin Halüsinojenik Toreadorunda çoğala çoğala bir boğa güreşçisinin yüzüne dönüşecektir. [Resim B] Bugün, tanrıçanın adı anılınca mitolojiyle de sanat tarihiyle de ilk elden ilgilenmeyen pek çok kişinin zihninde belirecek imge bu hemşerimize aittir.

Evrensel Hemşerimiz ve Her Dem Çağdaşımız Afrodit

Resim 6Panteon’un en Anadolulu tanrılarındandır Afrodit. Soyu Sümer’in inanna’sına dek dayanır. Sanat tarihinde ilk figürleri Anadolulu ressamların, heykeltıraşların ellerinde ortaya çıktı. Fakat aynı zamanda en evrensel tanrıdır. Simgelediği duygu, duyguların en evrenseli ve en ilkselidir çünkü: bir yanıyla bizi hayvan köklerimize bağlayan, bir yanıyla da bizi doğanın geri kalanından ayıran, aynı anda hem bu kadar ilksel hem bu kadar çağdaş ve de modern olabilen Aşk.

Hem ilksel hem her çağa özgü ve de her çağla çağdaş derken neyi kastediyoruz? Bizi hayvanlar aleminin tam ortasına savuran tek bir şey varsa, bu da üreme güdümüz değil mi? Ama aynı zamanda bizim cinselliğimizi diğer bütün canlıların cinselliğinden ayıran tek bir şey varsa, o da bizim aşkta üremeden bağımsız hissetiklerimiz değil mi? Ve aşk bütün çağların değişmez uğraşı olduğu halde hep yeni ve yepyeni değil mi?

Sanat gibi aşkı da bazen gereğinden fazla yüceltiyoruz belki. Böyle yaparken onun şu ya da bu değil beriki, öyle ya da şöyle değil böyle olduğunu söylüyoruz. Aşkın denklemin bazı terimleri değil de bütün terimleri olabileceğini, ne aşağılık ne yüce, yani tıpkı bizim gibi olabileceğini pek düşünmüyoruz.

Kimine göre aşk koşulsuz güvendir, kimine göre kıskançlık olmadığı zaman aşkın varlığı tartışma konusudur.

Kimine göre cinsellik aşkı kirletir, kimine göre yüceltir. Bazısı ise bedenler işe karıştıkça yüceliğin yitip gittiğine inanır. Eşrefoğlu Rumi, elindeki şekeri başkasına sunup zehri kendi yutmanın, bela yağmur olup yağsa başını altına tutmanın adına aşk der; ama cihanı hiçe satmanın da “Adı Aşk”tır. Bir yanı dünyevi belalarda, bir yanı hiçliğin mistik varlığına karışmaktadır aşkın. Nâzım Hikmet. “Aşık olamayan bir bok olamaz,” der ve otobiyografisine bir not düşer: “Aldattım kadınlarımı.” Elleri pembe panjurlu evlerin pencerelerini yapamayacak kadar büyük bir devin elleri olduğu için aşkını zengin bir cücenin koluna takıp gönderen de odur. Aragon’un “Mutlu Aşk Yoktur”u slogan olmuştur da dillere “Ama böyledir ikimizin aşkı da” tekzibi arada kaynayıp gitmiştir. Belki mutlu ya da mutsuz, aşk yoktur. Belki aşk, çoktur.

Nasıl mı?

Platon’un Sö/enlnde ortada iki Afrodit olduğu söylenir: biri, gerek karşı cinse gerek hemcinse duyulan salt bedensel itkiyi simgeleyen Sıradan Afrodit, diğeri sadece hemcinse duyulan hem bedensel hem ruhsal itkiyi simgeleyen Göksel Afrodit. Bütün batı felsefesine ruh-beden ayrımını miras bırakırken ilkini yüceltip diğerini aşağılayan Sokrates ve/veya Platon çizgisi’nin böyle bir şey söylemesi sürpriz değil. Ancak işin tuhafı mitoloji ve sanat tarihi de ‘çoğul Afroditler’ fikrini destekler gibidir.

Bir anlatıya göre sadece Uranos’un kızıdır Afrodit. diğerine göre Zeus ile Dione’nin; Sokrates’in bedensel cinsellikle ilişkilendirdiği bu İkincisidir. Giovanni Pellegrini. şefkatli bir ana olarak resmeder onu [Resim 9], Manet, müşterisini bekleyen fahişe olarak [Resim 10]. Zaten Venüs’ün bazı unvanları onu fahişelerin koruyucusu olarak adlandırırken bazıları ana sıfatıyla taltif eder. Bazı betimlerinde çıplaklığının en nadide köşelerini eliyle ya da saçlarıyla gizleyecek kadar utangaçtır. Ama ‘Güzel Kıçlı Venüs’ diye adlandırılan, Afrodit’in kendi erotizmini beğeniyle seyrettiği bir başka grup heykel vardır ki bunların bazısı pornografik bulunduğu için kalçaları siyaha boyanarak kısıtlı bir izleyici kitlesine açılmış fakat bu bile kalça kısımlarındaki boyaların tutkulu öpücüklerle aşınmasını engelleyememiştir.

Resim 8

Afrodit’in çocukluğu yoktur. Vulvayı temsil eden bir istiridye kabuğu üzerinde yetişkin yaşta bir arzu nesnesi olarak doğar. Tıpkı ilk görüşte olanca gücüyle başlayan bir aşk gibi. Çoğu zaman Resim 9kaprisli, kibirli, hırçın ya da alıngan olarak çizilir. Tarihöncesinde anaerkil toplumun tanrıçası olarak başladığı mitolojik ömrünün tarih kısmını ataerkil toplumda yaşadığı için o toplumun erkeklerinin o toplumun kadınlarında gördüğü, görmek istediği ya da görmekten gına getirdiği özellikleriyle çizilmiştir, ama güzellik tanrıçası değil de aşk tanrıçası olarak sergilediği yanları her iki cinsten aşık da kendinde ve maşukunda kolayca gözlemleyebilir.

Örneğin yeri gelir delicesine kıskançtır. Eski aşıklarını, yeni aşıklarını, onların aşıklarını ve başka güzel kadınları ölesiye kıskanır. Onlardan ve onların sevdiklerinden intikama girişir. Sadakatsizlik çoğu zaman baş özelliğidir, ama bu biraz da “Bir güzeli bir çirkine vermişler/Baş yastığı kendisine eş değil” durumundandır: Zeus tarafından çirkin ve topal demirci tanrı Hefaistos’la evlendirilmiştir (kadın olarak Afrodit’in erkek egemenliğinin gözünden çizilmesi gibi, emekçilerin de sömürgen egemenliğinin gözünden çizilmesi dikkate şayandır). Titian, Urbino Venüstfnöe [Resim 11] sadakat simgesi köpeği uyutarak aşk-sadakat ilişkisine dair kanaatini zaten açık etmiştir, ama Monet [Resim 10] köpeğin yerine fahişeliği simgeleyen kara bir kedi koyarak aşka dair güvensizliği had safhaya taşımıştır. Ne ki, Afrodit’in en sevgili oğlu Eros’tur, sevgilisi Psişe, kimliğini gizlemek isteyen ve yalnızca karanlıkta koynuna giren Eros’un bir canavar olduğundan kuşkulanarak bir mum yaktığında uyanan ve “Güvenin olmadığı yerde aşk yaşayamaz” diyerek onu terkeden. Gerçi türlü maceralardan sonra tekrar birleşecek ve bedensel aşkın simgesi, Afrodit oğlu Erosla ruhsallığı simgeleyen Psişe’nin aşkının meyvesinden Haz doğacaktır.

Resim 10

Afrodit’in aile ilişkileri hepten karışıktır zaten. Kocalarından biri savaş tanrısı Ares’tir. Bunun için mi bütün komedilerin karı-kocaları sürekli savaş halinde? Korku tanrısı Phobos da onun çocuğudur, uyum tanrıçası Harmonia da; dehşet tanrısı Deimon da düzen tanrıçası Eunomia da. Dehşet ne yana düşer aşkta, huzur ne yana? Aşk güven midir güvensizlik mi? Beden midir bedensizlik mi? Ceza mıdır, feda mı? İntikam mı, savaş mı. huzur mu? Kafalar karışıktır, çünkü durum karışıktır.

Gombrich,“Sanat diye bir şey yoktur aslında, yalnızca sanatçılar vardır,” diyordu. Aşk diye bir şey yoktur belki, yalnızca aşk halleri vardır. Aşk öldü diye mi koymuştuk bu yazının başlığını. Yanlış, belki de o ideal haliyle hiç var olmamıştır. “Aşk yoktur” diye düzeltin lütfen ve ekleyin: Çünkü aşk çoktur.

BARIŞ YILDIRIM
yildirimb@gmail.com

Kategoriler
Aşk-İlişkilerKültür&Sanat

Benzer Konular

  • Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır

    Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır!

    Ona duygularınızı açamıyor musunuz.. Bunca zamandır emek verdiğiniz ilişkiniz kötüye mi gidiyor, umutsuzluğa kapılmayın, her derdin bir çaresi var. Sevgi özeldir, güzeldir. Mutluluğu olduğu kadar hüznü; coşkuyu olduğu kadar...
  • Aşk bu mu

    Aşk bu mu?

    Gönül Derman sizlerden gelen soruları cevapladı. Soru: merhaba ben 25 yaşında çalışan biriyim. Çalıştığım yerde yönetici olan birinin bana ilgisini çok sonra fark ettim. Bana açıkladı bende karşı çıktım...
  • Evlilik nasıl olmalı

    Evlilik nasıl olmalı?

    Sorunlar karşısında ne yapacağınızı bilmiyor musunuz? Gönül Derman derdinize çare buluyor. Evlilik nasıl olmalı? Soru: Merhaba, eşimi çok seviyorum, eşim yaklaşık 12 yaş benden büyük ben 24 yaşındayım 2...
  • çok seviyordum

    Çok seviyor(d)um..!

    Gönül Derman sorularınızı cevaplıyor, problemlerinizi çözmenize yardımcı oluyor. Merhaba dostlar Cevap verdiğim dostlarımdan birçoğundan geri dönüş almışımdır. Zaten hepsi beni çok mutlu eden cümlelerle doludur. Şimdi bir tanesini sizlerle...