Arabesk Bir Kadınım

Arabesk, Doğu ile Batı’nın karışımından meydana gelen bizleriz. Avrupalı etnik müzik istiyor. Tanıtımımızı pop parçaları ile yapamayız. İbrahim Tatlıses lahmacuncu açmak için harcadığı paraları kendini Batı´da tanıtmak adına harcasaydı...

Arabesk, Doğu ile Batı’nın karışımından meydana gelen bizleriz. Avrupalı etnik müzik istiyor. Tanıtımımızı pop parçaları ile yapamayız. İbrahim Tatlıses lahmacuncu açmak için harcadığı paraları kendini Batı´da tanıtmak adına harcasaydı şu anda çok başka yerlerde olurdu.

Emel Müftüoğlu

Çantasından botuna, tam takım bir komando kıyafeti ile beliriyor karşımızda Emel Müftüoğlu. Parka kılıklı ceketin yakaları ´gizem adamı´ şekli kaldırılmış. Sebep daha cool olmak değil. Boynunda beliren kırışıklıkları kapatmak için bir operasyon geçirmiş kendisi. ´İzler kaybolana kadar yakalar havada gezeceğim´ türü geyikler sonrası, esas mevzuumuz arabeske geliyoruz. Albüm; içerdiği sözler itibariyle damardan bir arabesk havası yaratsa da, beste anlamında aman aman bir arabesk durumu yok. Arabesk denen şeyin ne menem bir müzik türü olup, nerelerden gelip, neler ihtiva ettiği gibi ayrıntılardan haberdar olunarak yapılmış bir albüm gibi durmuyor kısaca. Bir albüme isim verirken, içindeki şarkılardan birini tercih etmek klişesinden haz etmeyen Emel; sözleri hayli arabesk bulunca albüme ´Arabesk´ demiş. Mevzu bundan ibaret. ´İllallah´ adında bir Sezen Aksu parçası haricinde, ´Arabesk´in tamamı; Alper Narman ve Fettah Can ikilisinin yazdığı sözlerden oluşuyor. Bu ikili en son Hande Yener’in son albümünde karşımıza çıkmıştı. Kendilerini müzik dünyasına kazandıran da bir şekilde Emel Müftüoğlu. Zen lakaplı kızımızın albümünü yaparken keşfettiği Alper’i, başkalarına da tavsiye etmeye başlayınca olaylar gelişmiş. Alper, Bursa’dan arkadaşı Fettah’ı da yanına katarak süper ikiliyi oluşturup piyasadaki yerini almış.

Arabesk biziz

Emel Müftüoğlu´na göre arabeskin tanımı; doğu ve batının karışımından meydana gelmiş biz oluyoruz. “İstediğimiz kadar eğitilelim sonuçta biz biziz” diyor. ´Peki nasıl arabesk bir kadın oluyorsunuz?´sorusunun cevabı ise; “Ben aslında hiçbir zaman geçmişe dönük yaşamadım. Asker çocuğu olduğum için şehirden şehre, okuldan okula dolaştım ve hiç yabancılık çekmedim. Bu yüzden de dertlerini biriktiren bir insan olmadım” şeklinde geliyor. Yaratıcı kişilerin aslında anılarına ihtiyaçları olduğu gibi bir durumu kendisine hatırlatınca anında onaylıyor fakat, Emel´in durumu biraz farklı. Beste yapmak gibi yaratıcı mevzular safhasını maalesef çok küçükken kapatmış. Yaptığı ilk beste, gülüşlerle karşılaşınca bir daha da girişmemiş bu işlere. “Hırs yapıp inadına yapabilirdiniz ” ihtimali içinse; “Yok öyle bir şey. Bana bir şey yaptırtmak için tam tersi övgü gerekir” diyor. Sonuç itibariyle her daim neşeli olma hali Emel Müftüoğlu’nun ana karakteri. Hatta; ´dertlerimi zincir yaptım” şeklinde hayata takılan kızının neden böyle olduğuna da bir anlam veremiyor.

Müslüm yaptı gerisi geldi

Müftüoğlu için ´arabesk-pop´ dayanışması ve kaynaşmasının esası Müslüm Gürses´in Paramparça´sına dayanıyor. Arabesk adına dinlediği yegane isimlere gelince; Müslüm Gürses, Orhan Gencebay ve Kibariye… ´Orhan ve Müslüm haricinde başka isim yok mu? Ne oldu koca arabesk bu iki insana mı kaldı´ diye soracak oluyoruz ki; ´Daha sonra yapılanlar hep bu baba kişilerin taklitleri´ diyerek olayı bitiriyor Müftüoğlu.

“Tarkan´ın yaptığı gibi pop parçaları ile tanıtımımızı yapamayacağımız; Avrupa’nın etnik müzik istediği” şeklindeki Emel Müftüoğlu tezini de atlamayalım. Bu tezi İbrahim Tatlıses’li bir anı sonrası geliştirmiş kendisi. Şöyle; “Bundan on yıl önce Londra’da yürürken bir zenci gördüm. Volkmenin sesi o kadar açıktı ki; baktım adam İbrahim Tatlıses dinliyor. Acaba Türk mü?” diye ardından koştum. Alakası yokmuş. Buraya gelince herkese anlattım. Bence İbrahim Tatlıses lahmacuncu açmak için harcadığı paraları kendini oralarda tanıtmak adına harcasaydı şu anda çok başka yerlerde olurdu”

Emel´in; Avrupa´lının etnik müzik istediği´ tezini doğrulayan bir olay da Karadenizli Ricky Martin´imizin konser verdiği Fransa çıkartması olmuş. ´Bütün Avrupa sosyetesi konserdeydi. Fransız plak şirketleri falan peşine düştü. Adam kemençeyi daha önce hiç duymamış ki. Sahnede çalınca başlıyor hemen “ay bu ne güzel şey ” diye…´ özetliyor olayı. Söz Fransa’dan açılmışken, Rachid Taha, Khaled gibi Cezayir asıllı Fransız kardeşlerimize geliyor sıra. Emel Müftüoğlu kendilerini severek dinlermiş ama Rachid Taha kötü müzisyenmiş mesela. İstanbul konserinde bütün akortları yanlış basmış.

Kategoriler
Müzik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular