Anadolu’da Geçmişin İzinde

Anadolu, 65 milyon yıl öncesinden günümüze uzanan bir hikaye. Ondan öncesi sular altında geçen bir dönem. 65 milyon yıl önce, yer hareketleri sonucu Tetis denizinin ortasından yükselen Anadolu’da, günümüze...

Anadolu, 65 milyon yıl öncesinden günümüze uzanan bir hikaye. Ondan öncesi sular altında geçen bir dönem. 65 milyon yıl önce, yer hareketleri sonucu Tetis denizinin ortasından yükselen Anadolu’da, günümüze gelinceye kadar da çok sayıda deprem, yanardağ gibi jeolojik olay yaşandı. Her bir hareket sonucu da günümüzdeki biçimini aldı. Bu süre içinde çok sayıda canlı da yaşadı. Bu canlılardan bazılarının soyu tükenirken, bazıları da değişen koşullara uyum sağlayarak günümüzdeki biçimlerine dönüştü…

Anadolu'da Geçmişin İzinde

1000 yıla yakın bir zamandır üzerinde yaşadığımız bu topraklarda acaba bizden önce hangi canlılar vardı? Bitki örtüsü, iklim nasıldı? Bu soruların yanıtlarını paleontoloji, paleoekoloji gibi jeolojiye bağlı disiplinlerle antropoloji bilim dalı araştırıyor. “Tarih öncesine yolculuk” olarak da adlandırabileceğimiz bu araştırmalar ülkemizde de yapılıyor. Anadolu jeolojik, iklimsel ve ekolojik yapısı nedeniyle birçok canlıya ev sahipliği yapmış, yapmaya da devam ediyor. Dolayısıyla araştırmacılar için de bulunmaz bir çalışma alanı. Antropoloji araştırmaları da bu alanlardan biri. Antropoloji konusunda ülkemizde, dünya çapında araştırmalar ortaya konuyor. Bu araştırmalardan biri de Sivas Hayranlı – Haliminhanı kazıları. 1993 yılında belirlenen bölgedeki kazılar, 1995’ten bu yana Prof. Dr. Erksin Güleç ve ekibi tarafından yapılıyor. Kazı yeri, Sivas-Ankara karayolu üzerindeki Hayranlı yol ayrımının doğusunda bulunan, Vallesiyen-Turoliyen (8-10 myö) yaşıyla tarihlen-dirilen, geniş bir alan. Alan, yapı olarak kırmızı çamurtaşı, marn (kil ve kalsiyum karbonat karışımı bir yapı) ve çakıltaşı-kumtaşı çökellerinden oluşuyor. Omurgalı fosilleri kırmızı çamurtaşı ve yeşil kireçtaşı çökelleri içinde bulunmuş.

Anadolu’da 10-15 milyon yıl öncesinde yaşayan hayvanlara baktığımızda, günümüzün tropik bölgelerinde yaşayan hayvanların benzerlerinin yaşadığı görülüyor. Buluntuların en ilginç hayvanlarıysa atların atası olarak kabul edilen Hipparion, gergedanların atası olarak kabul edilen Ceratotherium, zürafaların atası olarak kabul edilen Paleotragus, fillerin atası olarak kabul edilen Choerolophodon. Bunun yanında boynuzlugillerin (antilop, ceylan vb.), domuzların, kemiricilerin, oklu kirpilerin de ataları olarak kabul edilen türlere rastlandı. Daha doğrusu bu cins ya da türlere ait kafatası, üst ve altçene, dişler ve uzun kemiklerden oluşun fosiller bulundu. Buluntuların temizlik, onarım ve bilimsel tanımlama çalışmaları Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü, laboratuvarında yapılıyor.

Anadolu'da Geçmişin İzinde 1

En dikkat çeken buluntu Hipparion denen üç toynaklı bir at. Hipparion’un kökeninin Eosen (50-34 myö) dönemine kadar uzandığı tahmin ediliyor. Atların en eski fosil kayıtları Kuzey Amerika’da bulunduğundan buradan köken aldıkları, Avrasya kıtasınaysa daha sonra geçtikleri düşünülüyor. 11 milyon önce Bering Boğazı bölgesinde deniz çekilmesi sonucu oluşan kara köprüsü yoluyla bu geçişin sağlandığı tahmin ediliyor. İlginç olan, atın geçirdiği evrimsel süreç. Bu süreçteki ilk hayvan tilki büyüklüğünde olan Eohiphus (Hyracotherium). Eohippus’un ön ayaklarında 4, arka ayaklarında 3 parmak var. Bunun yanında ön ayaklarda 1, arkada 2 körelmiş parmak daha bulunur. Bu da 5 parmaklı bir atadan köken aldığının göstergesi. Eohippus’tan sonra, Oligosen’de (34 – 23 myö) Mesohippus ortaya çıktı. Koyun büyüklüğünde olan bu türün ön ve arka ayaklarında 3’er parmak bulunur ve orta parmak diğerlerine göre daha fazla gelişmiştir. Bundan sonra görülen Miohippus’ta ayaklar biraz daha değişmiş bulunuyor. Miyosenin (23 -5 myö) başlarında Moryhippus, ortalarında Parahippus ve Hypohippus yaşadı. Bunlarda orta parmak tüm vücut ağırlığını taşımakla birlikte, yanlarda iki küçük parmak daha var. Bunların boyu gittikçe büyümüş olup 90-120 cm kadardı. Daha sonra Pliyosende (5-1,8 myö), biraz daha günümüz atlarına benzeyen Pliyohippus yaşadı. Her ayağında tek parmak olan bu atın dişleri çiğnemeye daha uygun haldeydi. Pliyohippus türünden Hipparion ve Equus olmak üzere iki farklı tür ortaya çıktı. Hipparion türleri sonradan ortadan kalkarken, Equuslar günümüz atlarının kökenini oluşturdu. Hipparion fosillerinin en sonuncusu daha doğrusu en son bulunan, 3,4 -2,6 milyon yıl yaşında Gülyazı (Sivas) bölgesinde bulundu. Günümüzde yabani olarak yaşayan tek at 120 cm yüksekliğindeki Equus prezewalski’dir. Moğolistan’da yaşar.

Anadolu'da Geçmişin İzinde 2

Gazellaların ise Asya’dan Anadolu-ya geçtikleri, buradan da Avrupa ve Afrika’ya yayıldıkları tahmin ediliyor. Bu kazıda bulunan en eski Gazella’nın yaşıysa 10,08 milyon yıl. Microstonyx (domuz) sıklıkla rastlanan bir buluntu. Miyosenin sonuna kadar yaşamış, ondan sonraysa yok olmuş. Buluntularda gergedan fosillerine de rastlandı. Birkaç farklı türü içeren gergedanlardan Ceratotherium cinsi, en fazla bulunan fosil. Miyosenin sonunda yok olmuşlar. Miyosenin sonunda yaşamış olan ve filin atası olarak kabul edilen Proboscidae ailesinin üyelerinin fosilleri de bulundu.

Hayranlı-Haliminhanı bölgesinde büyük memeliler dışında çok sayıda küçük memeli de bulundu. Kemiriciler takımına ait Progonomys, Byzantinia, Parapodemus ve Pliopetaurista en çok bilinenleri. Progonomysin ilk ortaya çıkışı, Pakistan’da yaklaşık olarak 12,3 milyon yıl öncesinde. Anadolu’dan ilk buluntuysa 10,135 milyon yıl öncesine ait çökellerde ortaya çıktı. İspanya’da 9,7 milyon yıl öncesine ait fosiller bulundu. Eldeki fosil kayıtlara göre bu cinsin 2 milyon yıl kadar bir sürede Pakistan’dan Anadolu’ya, sonra da 400 bin yıl kadar bir sürede Anadolu’da İspanya’ya ulaştığı sonucuna varılabilir. Byzantinia cinsi de Doğu Akdeniz buluntuları içerisinde ortak ve sıklıkla rastlanan bir fosil. Parapodemus’un Türkiye ve Yunanistan’da birkaç bölgeden fosil kayıtları var. Ancak, Orta Avrupa’da daha eski kayıtları olduğundan Balkanlara kuzeyden göç ettiği düşünülüyor. Pliopetaurista cinsine ait fosillerse Anadolu’da 11 milyon yıl öncesine dayanır.

Bu kazıdan şimdiye kadar elde edilen bulgulardan, Anadolu’da bir zamanlar zürafa, gergedan, fil, üç toynaklı at gibi artık günümüzde yaşamayan canlıların yaşadığını öğrendik. 65 milyon yıllık Anadolu’nun paleocoğrafik, paleoekolojik yapısına bakıldığında çok sayıda türün yaşayıp, yok olduğunu yerine yenilerinin geldiği görülebiliyor. Günümüzdeki durumuna baktığımızdaysa tarih öncesinde olmayan bambaşka bir coğrafya ve ekolojik yapı görüyoruz. Bundan 10 milyon yıl sonra da çok daha farklı bir coğrafya ve ekolojik yapı olacak. Bize düşense sonraki canlılara yaşanabilir bir dünya bırakmak.

Bülent Gözcelioğlu
Kaynak: 2006 Yılı Sivas / Hayranlı – Haliminham Kazısı Sonuç Raporu.

Anadolu’da Durum

Kazıdaki buluntuların incelendiği, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarif-Coğrafya Fakültesi Antropoloji laboratuvarına gittik. Laboratuara girdiğinizde masa üzerinde duran fosiller sizi milyonlarca yıl geriye götürüyor. Laboratuarda Anadolu’nun tarih öncesi dönemine ait araştırmalar yapan Prof. Dr. Erksin Güleç’e sorduk…

BTD: Anadolu’nun paleoantropolojik açıdan önemi?

Praf.Dr. Erksin Gflleç Anadolu arkeolojik ve yazılı tarihe göre kültürlerin beşiği olarak bilinir. Ancak, Anadolu tarihi sadece bununla sınırlı değil. Milyonlarca yıl öncesinden günümüze, tarih öncesi yasamın kayıtları olan fosilleri kayaç tabakaları arasında gizlemekte. Fosillerden öğrendiğimiz kadarıyla, Anadolu, milyonlarca yıl içinde birçok canlının ilk evrimleştiği, bazılarınınsa göç yolları üzerinde yer aldığı bir coğrafya. Bu nedenle, insan ataları da dahil olmak üzere, geçmişinde birçok canlının evrimine ve göçlerine tanıklık etmiş Anadolu, paleoantropolojik açıdan, insanın Afrika’dan dünyanın diğer yerlerine dağılımını anlamak bakımından son derece önemli bir coğrafya.

hominoid

BTD: Anadolu’da hominoid ve hominid bulgular var mı? Varsa bunlar neler?

EG: Hominoidea, kuyruksuz maymunları içeren bir üst-aile. Hominoidlerin bilinen ilk üyesi Kenya’da keşfedilmiş ve Erken Miyosen döneme yani 25-17 milyon yılları arasına tarihilendirilmiş Proconsul’dur. Bu canlı yalnızca Afrika’da, yağmur ormanlarına benzer bir ekolojide yaşıyordu. Erken Miyosen donemin sonlarında yaklaşık 16-18 milyon yıllar arasında, Doğu Afrika’da meydana gelen iklimsel değişimler, dramatik bir biçimde hominoidlerin yerini diğer maymun türlerinin almasına ve ilk defa hominoidlerin Afrika’dan Avrasya’ya göç etmesine neden oldu. Bu göç, jeolojik olarak Langhian deniz çekilmesi sırasında gerçekleşti. Denizin çekilmesiyle Afrika-Arabistan-Anadolu ve Avrupa arasında bir kara köprüsü oluştu. Böylece hominoidler bu kara köprüsü üzerinden Avrasya’ya göç etti. Anadolu’da, Paşalar (Bursa) ve Çandır (Ankara-Kalecik) bölgelerinde bu döneme ait hominoid fosilleri bulundu. Bu hominoidlerin (Griphopithecus) benzerine Almanya’da rastlandı. Bu da bize bu cinsin Avrupa’ya kadar göç ettiğini düşündürmekte. Daha önceleri fosil bulunmadığı için, Avrasya’ya göç eden bu hominoidlerin, değişen ortam koşulları nedeniyle tekrar Afrika’ya dönüp hominidlerin atası olduğu düşünülürdü. Son araştırmalara göre, Afrika’ya dönmedikleri ve bulundukları yerde yok oldukları görüşü ağırlık kazanıyor. Yeni bulunan fosiller Afrika’da hominoid evriminin sürdüğünü işaret ediyor. Ayrıca, son analizlere göre Paşalar’da (Bursa), aynı dönemde Kenya’da keşfedilmiş olan Kenyapithecus türünün saptanması, Afrika türlerinin başarı ile hayatta kaldığını ve geniş bir coğrafyaya dağıldığını göstermekte. Bu dönemde yani Orta Miyosen’de, Anadolu’da Griphopithecus Paşalar ve Çandır lokalitesinden, Kenyapithecus’sa sadece Paşalar’dan bilinmektedir. Anadolu’da keşfedilen Griphopithecus türü ilk defa Dr. İbrahim Tekkaya tarafından 1974 yılında tanımlanmıştır. Bu tür Afrika’da keşfedilmiş olan Equatorius ve Kenyapithecus türleriyle fiziksel benzerlikler göstermektedir. Anadolu’da bulunan en eski hominoidse, Ankara’da bulunan ve Ankara maymunu olarak bilinen 10 milyon yıl öncesine ait Ankarapithecus metai. Bu tür AvrupalI Dryopithe-cus ve Asyalı Sivapithecus çağdaşlarıyla önemli benzerlikler göstermekte. Yüz sekli, Asyalı pongidler (orangutan) ve Sivapithecus’la ortak özelliklere sahip. Evrimsel olarak pongidlere daha yakındır. Bunun dışında Çankırı Çorakyerler kazısında 8 milyon yaşında Yunanistan’dan bilinen Ouranopithecus’un farklı bir türü bulundu. Bu tür, özellikle Afrikali Nakalipithecus’la önemli benzerlikler gösteriyor. Ayrıca, Ouranopithecus, Afrikalı Australopithecuslar’la da önemli morfolojik benzerlikler taşıyor.

Yakın zamana kadar Anadolu’da hominidlere ait bulgular bilinmiyordu. Ancak, Gürcistan’da bulunan 1,8 milyon yaşındaki Homo georgicus, bu türün Anadolu’dan geçtiğinin göstergesi. Ayrıca geçtiğimiz günlerde, Denizli’de 500 bin yaşında Homo erectus bulundu. Bunun yanında 900 bin yıllık kuş kemiği fosillerinde alet izlerine rastlandı. Araştırmalar devam ettikçe yeni hominid bulgularının ortaya çıkarılma olasılığı da yüksek.

BTD: Kazı alanını nasıl belirliyorsunuz?

EG: ilk olarak miyosen yaşlı (23-5 myö) çökellere bakıyoruz. Bunun için ülkemiz jeologlarından yardım alıyoruz ve çoğunlukla MTA’nın jeoloji haritalarını kullanıyoruz. Son zamanlarda gelişen teknolojiye bağlı olarak sürekli güncellenen ve çözünürlük değeri artırılan hava ve uydu fotoğrafları da paleoantropoloji araştırmalarında vazgeçilmez öneme sahip. Araştırma için belirlenen bölge donanımlı bir ekiple dikkatlice taranır, bulunan veriler degerlendirilir ve potansiyeli yüksek olan bölge (orman olmayan, yüzey aşınmasının olduğu) belirlenir. Yüzey araştırması sonucuna göre kazı yapılıp yapılmayacağına karar verilir.

BTD: Üç toynaklı dünyada at ilk kez mi bulundu? Önemi nedir?

EG: Hayır, üç toynaklı at dünyada bir çok lokaliteden biliniyor. Ancak, evrim kuramına kuşkuyla bakanlar için, atın evrimi, değişen morfolojik özellikleri gösteren fosil serilerin keşfiyle daha kolay anlaşılır durumda, bu nedenle biraz daha fazla medyatik hale geldi. Yoksa bölgede bulunan fosillerin tümü günümüz canlılarının atalarını oluşturmaktadır.

BTD: Revealing Hominid Origins Initiation (RHOI) projesinden bahsedebilir misiniz?

EG: RHOI, Dr. Clarck Howell ve Dr. Tim White tarafından (University of California, Berkeley) dünyada insan evrimi araştırmaları destekleyen ve NSF (Amerikan Ulusal Bilim Fonu) tarafından finanse edilen kapsamlı uluslararası bir proje. Değişik ülkelerden olmak üzere yaklaşık 30 kazı ve yüzey araştırması projesi RHOI kapsamında gerçekleştirilmekte. Ülkemiz ayağında, ben, Yrd. Doç. Dr. Cesur Pehlevan ve Araş.Gör. Ferhat Kaya araştırmacı olarak bulunuyoruz.

BTD: Kazı sırasında hangi hayvanı ya da hayvanları bulduğunuzda o bölgede hominid ya da hominoid olabileceği tahmini yapıyorsunuz?

EG: Aynı ekosistemi oluşturan canlılardan birini bulduysanız diğerinin de burada yasamış olma olasılığının yüksek olacağını düşünürsünüz. Özellikle, Geç Miyosen döneminde domuzlar ve hominoidler benzer ekolojileri paylaşmışlar. Bu nedenle, homi-noid fosili bulduğumuzda domuz, domuz fosili bulduğumuzda ise hominoid fosilini bulabilme olasılığının arttığını düşünürüz. Ayrıca, hominid ya da hominoid fosili bulunmuş, yakın coğrafyalardaki benzer döneme tarihilendirilmiş lokaliteleri inceleriz, onların hangi faunayı tanımladığına bakar, kendi lokali-temizde de benzer bir fauna saptarsak, hedefe yakın olduğumuzu söyleyebiliriz.

BTD: Kazı sırasında antropologları en çok heyecanlandıran olay nedir?

EG: Teorik olarak öngörülmüş fosilleri bulmak benim için çok önemli.

Kategoriler
Bilim&Teknoloji

Benzer Konular

  • Hakkari stelleri

    Yoksa Türkler Avrupa´dan mı Geldi?

    3500 yıllık Hakkari stellerinin Altay stilinde olması acaba Türklerin Altay’a Hakkari’den mi gittiği sorusunu doğurdu. 5 bin yıllık benzer stellerin Fransa’da da bulunması “Türkler Avrupa’dan mı Anadolu’ya geldi yoksa...
  • Temel İçgüdü Değişmeyecek

    Temel İçgüdü Değişmeyecek

    Önceleri bir kadına, babasından habersiz mektup göndermek çok tehlikeliydi. Kadın özgürleştikçe bu tehlike azaldı. Tarihsel gelişmeye ve Bebek Lucca’daki trende bakınca kadının özgürleşmesi devam edecek 150 bin yıl önce...