‘Amerikan sanatı aslında bizim borçlarımız! 46.746.430 dolar’

New York’ta Whitney Museum 2017 Bienali’yle şehre gelenleri her katına yayılan sanat eserleriyle karşılıyor. Bazı eserleri yüzünden tartışmalar yaratan Whitney Bienal’i 11 Haziran’da sona erecek. New York’ta elinde kahveyle...
New York’ta Whitney Museum

New York’ta Whitney Museum 2017 Bienali’yle şehre gelenleri her katına yayılan sanat eserleriyle karşılıyor. Bazı eserleri yüzünden tartışmalar yaratan Whitney Bienal’i 11 Haziran’da sona erecek.

New York’ta elinde kahveyle “Biraz şöyle sokaklarda dolaşayım da hava alayım” diyenleri, çocuğuyla ve köpeğiyle “Şöyle bir markete gidip gelelim” diye düşünenleri bu fikrinden pişman edecek bir hava var. Rüzgârın şiddetinden levhalar, trafik işaretleri, ağaçlar yerlere yatıp geri kalkıyor. Whitney Müzesi’nin nehre nazır hâlâ ‘yeni’ diye anılan binası da fırtınadan nasibini alıyor, müzedeki bienal esen rüzgârlardan kaçmak için sanatsal bir fırsat.

25 DOLARI DUYAN GERİ DÖNÜYOR

Müze, bienal sergisini üç yıllık bir aradan sonra kent merkezindeki yeni binasında açtığmdan beri ziyaretçi akmına uğruyor. Cuma günü öğlen vakti Eminönü Meydanı gibi bir tıkış tıkışhkta kim, hangi eserden ne anlıyor bilemiyorum. Lâkin kalabalığı gören, üstüne de girişin 25 dolar olduğunu duyan turistler, bu paraya başka şeyler de yaparız diyerek, kapıdan girdikleri gibi geri dönüyor.

Eleştiren gözlerle bakanlar sırada yavaş yavaş ilerliyor. Turistler haksız mı? Niye böyle bir şehre gelip de bir daha belki de hayatın boyunca adını hatırlamayacağın insanların işine bakasın? “63 katılımcı, 87 sanat eseri” diye duyurulan bienalden belki bir, belki iki eser akıllarında kalacak. Haksızlar mı? Hem herkes sanata para ödemek zorunda mı? Bu ufak bütçe hesabını yapmakta ne gibi bir ayıp var? Ayrıca ya anlamazlarsa? Şehirde bienalle beraber yayınlanan onlarca kitaptan biri Kyung An ve Jessica Cerasi imzalı ve şu soruyu soruyor: “Kim korkar güncel sanattan?” Sıramı savmak için söylüyorum: Mesela ben. Çünkü herhangi bir müzenin kalıcı koleksiyonu veya 18. yüzyıl romantik ressamlar bölümü yerine herhangi bir bienali, sanat fuarını gezmek için nerede nasıl duracağını, bir sanat eserine hangi mesafeden bakacağını, hangi cümleleri kurarsan bir sanat cahili durumuna düşmeyeceğini bilmen gerekiyor. An ve Cerasi’nin kitabının bazı başlıkları sanatsever olmaya çalışanlar için bir nevi “yalnız değilsiniz”in altını çiziyor. Örneğin “Şu an ben neye bakıyorum?” “Güncel sanat zor iş. İlla ki herkesin başına şu anda neye bakıyorum hissi geldiği gibi, duvarda kenarda yazan o küçük yazılar bazen işi çok daha zorlaştırabiliyor.

Ama bu deneyim aslında gayet normal” diyerek anlatıyorlar hissiyatımızı.

Bizim gibilere önerdikleri şey şu: “Öncelikle aklınızda tutmanız gereken şey, bu baktığınız şey, eser neyse artık gerçekten güncel sanatı temsil etmek zorunda değil. Çünkü sanat dünyası da mana veremediğiniz eserlerden ibaret değil. Dışarda binlerce heykel, tablo var ve çoğu sizi kendisine hayran bırakabilir. Bu baktığınız şeye anlam veremiyorsanız, hoşunuza gitmemiştir ve bu meseleye kafanızı çok yormayın.” Bazı sanat eleştirmenleri ise “Baktığınız anda size çirkin gözüken şey harika bir sanat eseri olabilir” diye şerh koyuyor. Yine An’le Cerasi’nin kitabına dönersek, onlar “Bu meseleyi kişisel almayın. Anlamadığınız herhangi bir eser ne sizin aptal olduğunuzu ne de o sanat eserinin saçma olduğunu ispat eder” diyorlar. Onların önerisi daha çok galeri, sergi gezmek, daha çok okumak daha çok takip etmek, yani ne ekersen onu biçersinin sanatsal açıklaması. Ayrıca, sanat eseri diye konulan bir tavşanın devasa cinsel organına bakıp da aptal gözükeceksek gözükelim, nedir yani?

Occupy Museum46.746.430 dolar
Sanatçıların bankalara, kredi kurumlarına Occupy Wall Streetci’lerden aldıkları ilhamla Occupy Museum’u ve Debtfair’i kurduklarından bugüne kadar olan borçlarının toplamı… Giderek de artıyor.

NE KADAR INSTAGRAM’LIK O KADAR İYİ

Whitney Bienali’nde de böyle anlar yakalıyorum. Lâkin aklımdaki soru şu: Özellikle sosyal medya ve dünyanın güncel politik dertleri insanları daha
çok mu müzelere çekiyor? Belki de sanat çevrelerinin ele alması gereken sorulardan biri, bir sergi veya bienal ne kadar Tnstagram’lıksa’ o kadar mı iyi? Zira merdivenle birkaç basamak çıkıp duvara monte edilen ışık kutusunun içine kafasını sokmak için insanlar niçin metrelerce kuyruk beklesin? Ajay Kurian’m merdiven boşluklarına yerleştirdiği devasa erkek çocuğu, ipten sarkan kızlar ve başka yaratıklar için niçin herkes birbirini ezmek durumunda kalsın? Bu arada medyaya yansıyan ve tartışma yaratan “Açık Tabut” adlı eseri yüzünden Dana Schutz günlerdir medyanın dilinde. Eseri gitsin mi, kalsın mı? Zira öpen Casket / Açık Tabut adlı 2016 tarihli tablo, 1955’te Mississippi’de beyaz bir kadına laf atmakla suçlandıktan sonra linç edilen 14 yaşındaki siyah genç Emmett Till’in gördüğü işkencenin tüm izlerini gösteren cesedinin, annesinin ısrarıyla cenazesinde açık tabutla sergilendiği sırada çekilmiş bir fotoğraftan esinlenerek yapılmış. Tabloyu beyaz bir ressam yapınca soru şu oluyor: “Beyaz adam siyah adamın mağduriyetini ne kadar üstlenebilir?” Konu ne kadar sıcaksa, o kadar çok Instagram paylaşımı. #DanaSchutz yazın bakın. Sanki başka eser yok koca bienalde!

SANAT DÜNYASINI DÖNDÜREN BORÇ

Ayrıca, Whitney Bienali’nin belki de en sert, en çok konuşulması gereken ama yine kimsenin tek bir kare dahi paylaşmadığı iş Debtfair adlı toplu eser. Halihazırda sanat eğitimi almış, sanatçı olmaya çalışan binlerce genç insan, bankalara olan borcunu ve nasıl yaşadıklarını, yaşamaya çalıştıklarını, sırf bu meslek için nasıl bedel ödediklerini anlattıkları işleriyle bienalin bir duvarında yer alıyorlar, www.debtfair.org adlı internet sitesinden de hikâyelerini okuyabileceğiniz sanatçılar hayatta kalmakta zorlandıklarını söylüyor. Sitenin tepesine koydukları rakam akıl kaçırtıcı: Sanatçıların bankalara, kredi kurumlarına borçlarının toplamı 46 milyon 746 bin 430 dolar. Occupy Wall Streetci’lerden aldıkları ilhamla Occupy Museum’u ve Debtfair’i kurduklarından bugüne artan bir borç bu.

Manifestoların ilk cümlesi Amerikan sanat dünyasını tam olarak böyle olmasa da çevirmenin de yardımıyla şöyle tarif ediyor: “Amerikan sanatı diye baktığınız şey aslında bizim borçlarımız!”

Elif KEY/New YORK

Kategoriler
Kültür&Sanat

Benzer Konular

  • SOKAK-SANATI

    Bir başka kentsel dönüşüm: Duvar resimleri

    1 yıllık Amerika kıtası seyehatimde, hemen hemen her ülkede özellikle fakir mahallelerin sokak resimleriyle, en azından “fakir ama güzel” mahalleler olmasının sağlanabildiğini gördüm… Tam hatırlamıyorum, neredeydim, hangi şehirdi? Bir...
  • Harlem yeni Cenevre olma yolunda

    Harlem yeni Cenevre olma yolunda

    Milyonlarca sanat eseri, çitlerin arkasında saklanıyor. ‘Vergisiz depolama’ uğruna kurulan ‘kimsenin göremediği müzeler’e bir yenisi daha ekleniyor. Cenevre, Singapur, Monaco ve Lüxemburg’dan sonra şimdi de New York, koleksiyonerlerin vergisiz...
  • Gürer Aykal

    Hayalim 100 Orkestralı Türkiye

    Son çeyrek yüzyılda müzikteki atılımın çok yavaşladığına tanık oldum. Yönetim erkinin müzik anlayışı ne olursa olsun kendi görüşlerinden öte başlamış olan müzik devrimine hizmet etmesi gerekir. Hürriyet yayın hayatına...
  • Oya Eczacıbaşı İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı

    En büyük hedefimiz Türkiye’nin değerini anlatmak

    İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı yazdı Türkiye gibi çokkültürlü bir ülkenin hem geçmişini hem bugününü hem de geleceğini sergileyerek evrensel değerini ortaya koyan İstanbul Modern, sanatsal bellek...