Alice’in Ayakları Yere Basacak

“Alice in Wonderland / Alice Harikalar Diyarında”, tüm ününe rağmen sinemada düzgün bir uyarlamaya kavuşamamıştı. Ta ki, görsel atmosfer gurusu Tim Burton onu ele alana, yani bu aya kadar!...

“Alice in Wonderland / Alice Harikalar Diyarında”, tüm ününe rağmen sinemada düzgün bir uyarlamaya kavuşamamıştı. Ta ki, görsel atmosfer gurusu Tim Burton onu ele alana, yani bu aya kadar!

Alice in Wonderland – Alice Harikalar Diyarında

Eski ucubelere yeni yaklaşımlar

Lewis Carrafl’ın kitabında bir film uyarlaması için çok fazla karakter var. Tim Burton başından beri filminin kuru gösteriden ibaret bir ucubeler sirkine dönüşmesini istemediği için Yeraltı Diyarının karakterlerine kişilik özellikleri katmış. Hangi karakterlerin ayıklanıp ayıklanmayacağına karar verirken de çok temel bir eleme yöntemine başvurmuş. En kolay anımsanan karakterler geçiş izni alırken, hikayenin akışında önernli rol oynamayan diğerleri elenmiş. Yeni uyarlamanın karakterlerine kısaca bir göz atalım.

Beyaz Krafiçe (Anne Hathaway)

Mirana adıyla da çağrılan Beyaz Kraliçe, kız kardeşine kıyasla daha cana yakın görünse de kötülük tohumlan taşıyor. ” Ne de olsa aynı soydan geliyorlar,” diyor Hathaway, “Mirana, kötülük karşısında büyüleniyor ama sınırı geçmeye cesaret edemiyor. Bu yüzden etrafındaki herşey aydınlık görünüyor.” Mirana’nın kontrolünü kaybettiği bir an var. Alice geri döndüğünde ona kol kanat germesinde bir art niyet de var.

FİLMİN KARAKTERLERİ

Tim Burton ve Johnny Depp

Tim Burton ve Johnny Depp ayrılmaz bir ikili.

Çılgın Şapkacı (Johnny Depp)

Kitabın en dışa dönük karakterlerinden biri olan Çılgın Şapkacı, Alice’in dönüşünü endişeyle bekliyor. Tartışmaya açık olsa da Alice’in o diyardaki tek dostu. Keza Alice’e güven duyan tek kişi de kendisi.

Korku nedir bilmiyor ve Alice’i korumak için canını tehlikeye atmaktan çekinmiyor. Şapkacı cıva zehirlenmesinden mustarip. Yan etkisi, şapkalarında kendisini gösteriyor. Burton ve Depp, Şapkacı’nın değişen ruh hallerini yanstmak için sadece yüz ifadeleri ve makyaj hileleriyle yetinmemiş, kostümleri de buna göre beraber tasarlamışlar.

Kızıl Kraliçe (Helena Bonham Carter)

Diğer adıyla Iracebeth. Yeraltı diyarının zalim kraliçesi Öfkesi burnunda. Bir çığlığıyla insanların kafasını koparabiliyor. Muhatabındakileri korkuyla yönetiyor. “Duygusal sorunları var,” diyor Bonham Carter.

“Sudan sebeplerle öfkeleniyor. İki yaşındaki bir çocuğun mızmızlıklarından farksız.” Tahtını küçük kardeşinden çaldığı için yeri pek sağlam değil.

Bonham Carter’ın kafasını olduğundan iki kat daha büyük gösterebilmek için Dulsa adında özel bir kamera kullanılmış.

Kupa Valesi llosovic Stayne (Crispin Glover)

Kızıl Kraliçe’nin ordusunun komutanı. Yüzünün sol tarafında derin bir yara izi var, sol gözünü ise kalp şeklinde bir yama kapatıyor.

Stayne, Kraliçe’nin her dediğini sualsiz yerine getiren kibirli bir karakter. Onun fevri çıkışlarını yatıştırabilen yegane kişi. “Çabuk öfkelenen Kraliçe’nin yoksun olduğu diplomasiyi temsil ediyorum,” diyor Glover.

Sırıtkan Kedi Chessur (Stephen Fry’ın sesiyle)

Filmin tamamen animasyondan ibaret karakterlerin belki de en merak edileni, sadece sesiyle sağır sultanı bile uykusundan uyandırabilecek muhteşem bir yetenek olan Fry’a teslim edilmiş. Korkaklığını sırıtarak gölgeliyor. Gerçek bir kedi kişiliğine uygun olarak ne zaman görünüp ne zaman kaybolacağı belli değil. Bu kedinin derdinin ne olduğunu bugüne dek anlamadık ama burada merakımızı gidermemiz mümkün olacak.

Tweedledee ile Tweedledum (Matt Lucas)

Sürekli birbirleriyle tartışan ama ne dediklerini sadece kendileri anlayan ünlü tonton kardeşlerin ikisini de Lucas canlandırıyor. ” Onlan sık sık bal kavanozuna parmak daldırırken yakalanan yaramaz çocuklar gibi düşünüp öyle canlandırdım, çünkü ben de büyümemiş bir çocuğum,” diyor ünlü İngiliz komedyen.

BURTON’IN AĞZINDAN “HAYATIM BOYUNCA BU FİLMİ ÇEKMEK İSTEMİŞTİM,” GİBİ BEYLİK BİR CÜMLE DUYMAMIZ MÜMKÜN değil. Tam aksine, Burton, Lewis Carroll’in ÜNLÜ KİTABIYLA BUGÜNE DEK HİÇBİR DUYGUSAL BAĞ KURMAMIŞ.

BURTON, HİKAYELERİN GÖRSEL BAKIMDAN AKILDA KALICI BİÇİMDE ANLATILMASINI ÖNEMSEYEN BİR YÖNETMEN.

“Alice Harikalar Diyarında”nın İmgeleri de KENDİSİNE VERİMLİ BİR ÇALIŞMA SAHASI AÇMIŞ.

Bir yanda birbirinden tuhaf kişiliklerle dolu bir edebiyat klasiği olan “Alice Harikalar Diyarında”nın mucidi Lewis Carroll, bir yanda sinemaya birbirinden tuhaf karakterler kazandırmış sıradışı yönetmen Tim Burton. İlk bakışta bunun bir rüya projesi olduğu akla gelebilir. Oysa Burton’ın ağzından yeni filmiyle ilgili olarak “Hayatım boyunca bu filmi çekmek istemiştim,” gibi beylik bir cümle duymamız mümkün değil. Tam aksine, Burton, aklı masal dünyasındaki çılgın ama zararsız bir sihirbazın ki gibi çalışsa da, Carroll’ın ünlü kitabıyla bugüne dek hiçbir duygusal bağ kurmamış.

Burton, her beş sayfada bir acayip bir yaratığa rastlayan ve etrafıyla hiçbir duygusal bağ kurmadan bir sonraki acayipliğe doğru ilerleyip duran bu kızın maceralarında öykü anlatımı bakımından dramatik hiçbir şey bulmadığını da belirtiyor.

Bu pek şaşırtıcı değil. Carroll’ın 145 yıllık özgün metni, fantastik edebiyatın yapı taşlarını kuran eserlerden biri olmasına, hatta bilinçaltı simgeleri nedeniyle bugüne dek sanatın tüm dallarında referans alınmasına; sayısız şarkıya, albüme, video oyununa, filme ve kitaba ilham vermesine rağmen, çağdaş fantezicilerin hepsi tarafından sevilmiyor. Örneğin Discvvorld serisinin yazarı Terry Pratchett de Viktorya döneminin köhne bir kalıntısı olarak gördüğü kitaptan tıpkı Burton gibi aynı sebeplerle tiksiniyor. 2007’deki bir söyleşisinde, “Sadece artarda sıralanmış güya komik ama aslında korkunç karakterler var, hikaye yok,” diyordu.

Harikalardan ‘yer’ diyarına

Yeni uyarlamada Tim Burton’ın çıkış noktası da tam burası işte! Eserle arası pek sıcak değil, ama insanların zihninde bu denli kalıcı imgeler yaratabilmiş bir metnin hakkını vermek istiyor. Animasyon sinemasındaki köklü geçmişine bağlı olarak Burton, hikayelerin görsel bakımdan akılda kalıcı biçimde anlatılmasını önemseyen bir yönetmen.

“Alice Harikalar Diyarında”nın imgeleri de kendisine verimli bir çalışma sahası açmakta. Üstelik bugüne dek kitaptan yapılmış hiçbir sinema uyarlaması karşısında yürekten etkilenmediğini de belirtiyor ki, yine pek haksız sayılmaz. Gerçekten de, si-
nema tarihinde Carroll’ın imgelerini birebir perdeye yansıtmak dışında metne, özgün bir yorum katmış; dahası kitabın benzersiz atmosferini sinemaya tercüme edebilmiş bir “Alice” filmi akla gelmiyor.

Daha önce “Aslan Kral” ve “Güzel ve Çirkin” gibi animasyon klasiklerine imza atan Linda Woolverton’ın senaryosu, 19 yaşında bir Alice’i karşımıza getirecek. Alice, çocukken ziyaret ettiği diyara geri dönüyor ve tabii ki orayı epey değişmiş buluyor. Değişen şey aslında Alice’in artık çocukluktan çıkıp yetişkinliğe adım atan zihni. Burton ve Woolverton İkilisi için, karakterin bu “yarı yetişkin yarı çocuk” hali, kitabın bazı ülkelerde yasaklanmasına bile neden olan cinsel çağrışımları için çok daha makul bir ortam hazırlıyor.

Nitekim, senarist Woolverton’ın “Harikalar Diyarı “na getirdiği ‘yanlış anlaşılma’ yorumu da dikkat çekici. Meğer Alice, çocukken “Yer Diyarı”nı (Underland) yanlışlıkla “Harikalar Diyarı” (VVonderland) anlamış, orada gördüklerini de büyük bir oyun bahçesinin parçası olarak yorumlamış.

Özgün metinde ilk bakışta pek de anlamlı görünmeyen rastlantısal niteliklerin yorumlanması da Burton’ı bu uyarlamada meşgul eden unsurlardan biri. Kitapta bazı hayvanlar konuşurken bazıları niçin konuşmuyor, varlıkların boyutları niçin değişiyor, olayların akışı rastgele mi yoksa değil mi, gibi soruların altını doldurarak anlamlı bir hikaye çatısı kurmak niyetindeler.

“Pan’ın Labirenti” geliyor

Kısacası, tüm bu resmi açıklamalara bakarak, ne denli renkli görünürse görünsün, Guillermo Del Toro’nun eşsiz başyapıtı “Pan’ın Labirenti” nin yanına rahatlıkla koyabileceğimiz bir uyarlamanın sinyallerinin geldiğini iddia edebiliriz. Tabii Del Toro bugün olsa filmini Burton gibi 3D formatında çeker miydi, orası şüpheli.

Zamanında herkes dijital animasyona geçerken stop-motion gibi zahmetli, eski ama büyüsünü hiçbir zaman kaybetmeyecek bir teknikle “Noel Kabusu”nu çekmeye soyunduğunda Burton’a tuhaf gözle bakanların sayısı hiç de az değildi. Oysa Burton filmin öyküsünü anlatmak için en doğru medyanın stop-mo olduğundan emindi. Zaman onu haklı çıkardı ve “Noel Kabusu” popüler bir fenomene bile dönüştü.

Burton 3D’ye en olumlu yaklaşan yönetmenlerden biri. Olumlu yaklaşımına karşın Burton, “Alice Harikalar Diyarında”yı önce klasik yöntemle çekmiş. Film daha sonra post-prodüksüyon sürecinde 3D‘ye dönüştürülmüş. Tıpkı daha önce “Noel Kabusu “na yapıldığı gibi.

 

Kategoriler
Sinema

Benzer Konular

  • savaş filmleri

    Yüzyıldır Bitmeyen Savaş!

    Ağustos 1914… Dünyanın ilk kez topyekûn savaş dehşetiyle karşı karşıya kalmasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Artık ne tanıklar hayatta, ne savaşla çizilen sınırlar geçerli. O günlerin izleri kitaplarda...
  • JOE BLACK

    Varoluşsal Açıdan Bir Film Eleştirisi “Joe Black”

    KONU: 60 yaşına girmek üzere olan oldukça zengin bir iş adamı tüm zamanını çalışmaya ve para kazanmaya adamıştır. Ve bir gün insan kılığına girmiş olarak azarail karşısına çıkar ve...
  • Nuts (1987)

    Sinemadaki Psikiyatri: Belleğinizi Sınayın

    15-20 yıl öncesinin filmlerinden psikiyatri ile ilişkilendirilebilecek olanlarından bir “test” hazırladım. Biraz eğlencelik sayılabilir, meraklıları için. 1- Sinemadaki psikiyatri, bazı filmlerde kısıtlayıcı ve “mevcut düzenin” bir aygıtı olarak işgörür....
  • Sinemanın Üç Onurlu Günü

    Sinemanın Üç Onurlu Günü

    Yollara Düştük, 1977’de yapılan sinema emekçilerinin Ankara’ya yürüdüğü eylemi sinema tarihinin tozlu sayfalarından günümüze getiriyor. 38 YIL ÖNCEYİ ANLATTILAR VECDİ SAYAR Örgütlenmede dönüm noktası Ankara Yürüyüşü, yaşamımın en değerli...