AKP Güvenlik Dersi Sınavında

AB’ye girme şartı gerekçesiyle askerin ve MGK’nın sistemdeki etkisini azaltmak isteyen AKP, önce sivil güvenlik politikası üretmeli. Ordunun AB’ye karşı olduğu tezi gerçek mi? AB’nin hedefi TSK’nin rolünü zayıflatmak...
AB’ye girme şartı

AB’ye girme şartı gerekçesiyle askerin ve MGK’nın sistemdeki etkisini azaltmak isteyen AKP, önce sivil güvenlik politikası üretmeli.

  • Ordunun AB’ye karşı olduğu tezi gerçek mi?
  • AB’nin hedefi TSK’nin rolünü zayıflatmak mı?
  • Asıl ciddi sorun: Partilerin güvenlik politikası yok!
  • AKP, ABD politikası üretemedi, oyun dışı kaldı
  • AKP’nin Avrupa için güvenlik vizyonu yetersiz
  • Fransa-Almanya, Türk ordusunu hâlâ dışlıyor

Türkiye, AB kapısında yine sınav telaşında. 2004 sonunda resmi üyelik sürecinin başlayıp başlamayacağı kesinleşecek. AKP hükümeti, AB üyeliği konusunda siyasi iradesini açıkça beyan etti. İş, AB’nin beklediği reform yasalarının çıkarılıp tamamlanması ve uygulanmasına kaldı.

Ancak AB üyeliği tartışması ülke içinde başka bir kavgayı yeniden alevlendirmiş durumda: Ülke yönetiminde askerlerin ağırlığı fazla mı? Türkiye’yi sivil siyasetçiler mi yönetiyor, yoksa son sözü perde arkasından askerler mi söylüyor? MGK, diğer Avrupa ülkelerinde olmayan asker ağırlıklı bir karar mekanizması mı? Türkiye, AB’ye üye olacaksa, askerin toplum ve sistem üzerindeki ağırlığı azaltılmalı mı? Bu yüzden Türk ordusu, AB üyeliğine karşı mı? Çeşitli gerekçelerle yıllardır AB üyelik sürecini alttan alta baltalayan ordu ve askerler mi?

Bu soruları, artık açıkça ve cesaretle kamuoyu önünde tartışmanın zamanı. Çünkü AKP’nin kurmay kalemleri ve basındaki bazı ‘anti-militarizmi demokratlık sanan aydınlar’ bu kavgayı, kendi politik eksikliklerini ve yetersizliklerini örtbas etmek için kullanmaya çalışıyorlar.

Ne demek istediğimizi ve görüşlerimizi madde madde sıralamak istiyorum:

1) Partilerin güvenlik politikası yok:

Türkiye’nin en ciddi sorunu, sivil politik kurumların, yani partilerin ve sivil liderlerin yıllardır ülkeye ilişkin bir güvenlik politikası üretememiş ve geliştirememiş olması. Partiler yıllardır bunu, ‘ordunun alanı’ olarak gördükleri için, askerlere terk ettiler. Şu anda AKP’nin de CHP’nin de bölgemizde, ABD operasyonları karşısında, global güç dengesinde Türkiye’nin nasıl bir politika izlemesi gerektiği konusunda en ufak bir görüşü ve yazılı belgesi yok. Sarsılan Batı ittifakında Türkiye’nin nerede, ne yapması gerektiğine dair de herhangi bir görüşleri yok.

2) Türkiye Irak’ta oyun dışı kaldı:

Partilerin politikası olmadığı ve ordu özünde doğru bir yaklaşımla Irak operasyonunda kararı hükümete ve parlamentoya bıraktığı için Türkiye bölgede ağırlık ve inisiyatif kaybetti. Çünkü AKP yönetimi ve Erdoğan liderliğinin bu konuda açık ve net bir politikası yoktu. Önce tezkereyi savunur gibi yaptılar, 3 oy farkla kabul edilmeyince ‘işte demokrasi’ bahanesine sığındılar. ABD’nin bu yüzden daha çok Türk ordusuna kızması ise, Amerikalıların Türkiye’deki sistemin işleyişinde ordunun rolünün gerçeğinden daha ağır olduğuna inanmalarından kaynaklanıyor. 3 askeri müdahaleye rağmen Türk ordusunun son 20 yıldır siyasi sisteme asgari müdahale ile işi götürmeye çalıştığı görülmüyor. AKP’nin ABD ve güvenlik politikası olmaması Türkiye-ABD ilişkilerini çok gergin ve sıkıntılı bir sürece soktu. Bunun giderilmesi her şeyden önce AKP’nin politika üretmesine bağlı. (Sivil siyaset üretme konusunda sayfalarca yazı yazan Ömer Çelik gibi AKP kurmayları, soyut teoriler yerine biraz da bu konuda net fikirler geliştirseler ne iyi olur!)

3) Terörle mücadele orduya terk edildi:

Güvenlik konusunun tamamen askere bırakılması gibi, siyasi partiler son 20 yıldır terör konusunu da tümüyle askerlerin alanı olarak gördüler. Bunun sonucunda askerleri bile “Terörün kaynağındaki sosyo-ekonomik, bölgesel sorunlar çözülmeden terör sorunu çözülmez” diye feryat eder hale getirdiler. Güneydoğu’da halk içinde politika yapamayan ve siyasi olarak ayakta duramayan, hatta tabelaları sökülen partiler burayı jandarmaya terk etmeyi seçtiler. Yalnızca zaman zaman bölgeden oy toplamak için popülist şov yaptılar. ‘Kürt realitesi’ gibi sözlerin ardından hayata yansıyacak politik önlemler alamadılar. Sonra da ‘asker bırakmıyor’ diye kabahati orduya attılar. Bu, ne kadar gerçekti? Siviller halkın içinde örgütlenme, halkı kazanma ve ikna etme yollarını ne kadar denediler? Sivil siyasetçiler ve sivil kurumlar Güneydoğu’da Kürtleri kendi vatandaşı olarak görüp ne yaptı? Siviller Güneydoğu dersinden kaçtı, şimdi kabahati askerlere buluyorlar. Hükümet Pişmanlık Yasası peşinden alınması gereken sosyal önlemleri hızla alabilecek mi?

4) Avrupalı Türkiye’nin güvenlik vizyonu yok:

AKP’nin ve Türkiye’deki diğer siyasi partilerin hiçbirinin Avrupa güvenliği konusunda görüşü yok. Çünkü bu konu ve Avrupa ordusuna ilişkin tartışmalar da Türk ordusuna bırakılmış durumda. Ordu, bu alanda adeta Türkiye’nin çıkarlarını korumaya yönelik diplomasiyi gücü yettiğince tek başına ve Dışişleri bürokrasisinin desteğiyle yürütüyor. Avrupa ordusu kurulacak mı? Ne ölçüde, ne çapta kurulacak? Avrupa NATO dışında ABD’ye denk bir güç mü oluşturacak? Yoksa bölgesel kriminal polis ve jandarma görevini üstlenen bir ordu mu olacak? Türk ordusu Avrupa sürecinde tamamen dağıtılıp Avrupa’da kurulacak askeri yapının bünyesinde mi olacak? Uzun vadede AB üyeleri ve aday ülkelerin güvenliği nasıl sağlanacak? NATO ne işlev alacak? ABD ile stratejik güvenlik işbirliği sürecek mi? ABD-Avrupa anlaşmazlığında Türkiye nasıl bir tavır alacak? Bu soruların yanıtları için AKP’de politika üreten var mı? Varsa niye çıkıp söylemiyor, ya da yazmıyor? Bunların yanıtını vermek askerlerin işi mi, yoksa sivil siyasi kurumların, partilerin ve liderlerin işi mi? Lider olmayı parti grubuna fırça çekmek olarak algılayan Erdoğan, önce AKP içindeki yetersiz politika sorununu çözmeli. Ya Baykal? Önce tezkereye karşı çıkan, sonra “Onbinlerce Türk askeri Kuzey Irak’a girmeliydi” gibi tutarsız ve ciddiyetsiz laflar eden CHP liderine ne demeli?
Sivil siyasetçiler, önce önümüzdeki yıllarda ülkenin en ciddi ve öncelikli sorununun global güvenlik içindeki yeri olduğunu kavramalı. Bu konuda çalışıp politika üretmeli, bunu halka açıklamalı. Siviller güvenlik konusundaki tembelliklerini acilen terk etmeli. Ancak ondan sonra askerleri eleştirmeye hak kazanabilirler. Kamuoyu sivillerin söylediklerini ancak o zaman ciddiye alabilir. AKP ise güvenlik konusunda ciddi bir vizyonu olmadan, sivil siyaseti güvenlik politikalarıyla donatmadan, sadece ülke içi ağırlık ve denge kavgası hesaplarıyla, orduyu zayıflatma planları peşinde koşarsa, hem ülkeye hem kendi partisine, hiç tahmin edemeyeceği ölçüde zarar verebilir.

Kerem Çalışkan

Kategoriler
Politik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Bernard Henri Levy

    Avrupalı bir Asterix yok mu?

    Fransız düşünür Bernard-henrı Lévy’ye göre, Avrupa fikri ölüyor. Fransız düşünür Bernard-henrı Lévy’ye göre, Avrupa fikri ölüyor. Oysa aslında AB’ye aidiyet duygusu, elit entelektüel kesimde çok güçlü. Komşu ülkelerin vatandaşlarını...
  • Sarı Sayfalardan E-Kitaba

    Sarı Sayfalardan E-Kitaba

    10 Uzun bir hikâye bu. Pek çok akımı içinde barındıran, şairi, şiiri, romanı, Nobeliyle tatlı bir hikâye. Şimdi dijital çağa ayak uydurmaya çalışıyor. Nereden nereye… ‘‘Kitapçıların rivayet ve tahminine...
  • Bu iş Nereye varacak

    Bu İş Nereye Varacak?

    Varması gereken yer, ‘darbe olmayan Türkiye’. Ama bunun gerçekleşmesi son derece önemli bir uzlaşma ile mümkün. Sorun, istemeyenlerin darbeleri engellemesinden ibaret değil. Şimdiye kadar ‘darbe yapmak’la maruf olanların, kendilerinin...
  • Talat Aydemir ve Fethi Gürcan

    Türk Ordusu’nda Devrimci Hareket: Talat Aydemir ve Fethi Gürcan

    27 Mayıs: Yarım Bıraktırılmış Bir Anti-Emperyalist Müdahale Türk Ordusu vatan kurtaran, cumhuriyeti kuran ve devrimleri yapan bir geleneğin en önemli dayanak noktalarından birisi olduğu için halktandır ve hiçbir zaman...