ABD’yi 12’den vuran Türk

Prof. Dr. Uğur Erdener Uluslararası Okçuluk Federasyonu (FITA) Birinci Asbaşkanı seçildi ABD’li Başkan’ın desteklediği Belçikalı adaya karşı, Erdener’e destek Asya ve Avrupa’dan geldi. Erdener’in hedefi 2005’te FITA Başkanlığı. Türkiye’nin...
Ugur_Erdener

Prof. Dr. Uğur Erdener Uluslararası Okçuluk Federasyonu (FITA) Birinci Asbaşkanı seçildi

ABD’li Başkan’ın desteklediği Belçikalı adaya karşı, Erdener’e destek Asya ve Avrupa’dan geldi. Erdener’in hedefi 2005’te FITA Başkanlığı.

Türkiye’nin Süleymaniye kriziyle boğuştuğu dönemde, ABD’den gelen önemli bir haber gözlerden kaçtı. Krizin baş gösterdiği tarihlerde, Okçuluk Federasyonu Başkanı Uğur Erdener, Uluslararası Okçuluk Federasyonu Birinci Asbaşkanlığına seçildi. Okçuluk Dünya Şampiyonası öncesi New York’ta yapılan seçimlerde Erdener, ABD’li FITA Başkanı Easton’un desteklediği rakibi Belçikalı Raoul Theeuws’e, 40’a karşı 47’lik bir üstünlük sağladı. Aynı zamanda Avrupa Okçuluk Federasyonu’nda (EMAU) başkanlığını yürüten Uğur Erdener’in yeni hedefi 2005 yılında yapılacak FITA başkanlık seçimlerinden başkan olarak çıkmak.

– Nasıl bir atmosferde yapıldı seçimler? ABD’nin uluslararası arenada sürdürdüğü siyasetin seçimlere bir etkisi oldu mu?
Bu seçimin hemen arkasında dünya şampiyonası vardı. Maalesef, Amerika bazı ülkelere vize vermedi. Örneğin, Malezya’ya vize vermedi. Ermenistan’a vize vermedi. Rus takımı son anda çok ciddi girişimlerle vize alabildi. Avrupa’nın asbaşkanı Rus delegesi, kongreye katılamadı. Gece yarısı New York’a ulaşabildi. Afrika’dan bir iki ülke katılamadı. Uluslararası spor organizasyonlarını üstlenen ülkelerin uluslararası spor kuralları gereğince her ülkeye vize verme zorunluluğu var.

– ABD’nin vize sorunu çıkarması politik bir tavır olarak değerlendirilebilir mi?
Amerika haklı olabilir, ona ben bir şey söyleyemiyorum. Yakın zamanda yaşadığı terör nedeniyle vize verme konusunda seçici davranıyor. Dolayısıyla bir miktar politika girmiş oldu seçimlere.

– Sizi aday olmaya götüren süreç nasıl başladı?
FITA Kongreleri iki yılda bir yapılıyor. İki yılda bir yönetim kurulunun yarısı değişiyor. Seçilen dört yıllığına seçiliyor. Bizim bir centilmenlik anlaşmamız vardı. Benim Birinci Asbaşkanlığa yükselip, şu anki başkanın iki yıl sonra ayrılmasının ardından başkan olmam konusunda bir centilmenlik anlaşması.

– Ama centilmenlik anlaşması bozuldu…
Evet, Birinci Asbaşkan Raoul Theeuws ayrılacaktı. Görev süresi doluyordu çünkü. Ben oraya aday olacaktım. Bu anlaşma, Theeuws herhangi bir bilgi vermeden tekrar adaylığını ilan edince doğal olarak bozuldu. Gerekçe olarak da “Benim birçok şeyi değiştireceğim endişesi” öne sürüldü. Yapısal bazı değişiklikler, çalışanların değiştirilmesi gibi spekülasyona dayalı bazı konular gündeme geldi. Bunlar, benim ağzımdan deklare edilmiş şeyler değildi oysa.

– Gerçekten yapısal birtakım değişiklikler yapma niyetiniz var mıydı?
Şu anki yapı, kabul etmek gerekir ki statükocu. Yönetim uzun süre kaldığı zaman, bazı yerleşik uygulamalara sabit biçimde devam etmek durumunda kalıyor. Üyelerin, uluslararası federasyon üyeleri durumundaki ülke federasyonlarının birtakım talepleri var. Bazı yenilikleri, bazı destekleri bekliyorlar, bu konuda isteklerde bulunuyorlar. O isteklere de dinamik bir yaklaşımla destek vermek lazım. Şu anda bizim üye federasyonlarımızın, merkez ofisinin çalışmalarının yavaş kaldığı şeklinde yakınmaları var. Merkezdeki görevli arkadaşlarımızın çalışma temposu, üyelerimizin taleplerini tam karşılayamıyor. Zaten benim her şeye rağmen seçilmemin arkasındaki yatan gerçek de bu. Hal böyle olunca biz doğal olarak aynı yönetim kurulu içinde iki ayrı grup olduk.

– ABD’li Başkan Jim Easton’un müdahalesi nasıl gerçekleşti?
Başkanımız, ki kendisi saygın bir kişidir; onu burada karalama niyetinde değilim. O, doğal olarak bir tercih kullandı. Bu tercihle başkan, Birinci Asbaşkan Theeuws ile çalışmayı sürdürmek istediğini beyan etti. Kendi görüşünü belirtmek için tüm üye federasyonlara mektup yazdı ve Theeuws ile çalışmaya devam etmek istediğini bildirdi. O mektubun anlamı ‘Lütfen oyunuzu Raoul’a verin’di. Yazılı olarak birlikte çalıştığı insanla devam etmek istediğini, onun iyi işler yaptığını uygun bir dille anlatan bir mektupla talep etti.

– Sizin tavrınız ne oldu?
Seçim öncesinde, bizim kendisiyle baş başa bir görüşmemiz oldu. Bana da ‘benim yapıyı kökten değiştireceğim konusunda endişeleri olduğunu’ iletti. Ben de kendisine ‘böyle bir şeyin benim ağzımdan kimseye söylenmemiş olduğunu, bunun tamamen spekülasyon oluğunu’ ifade ettim, ama o ‘öyle hissettiğini’ yeniledi. Hissetmek ayrı, yapılacak işler ayrı. İşler belli plan dahilinde yapılır. Ben, ‘Bu spor dalının dünya üzerindeki gelişimi açısından, olimpiyat programı içindeki atraktivitesi açısından birtakım değişiklikler gerektiğini, kim başkan olursa bunların onun tarafından yapılması gerektiğini’ ifade ettim. Bu çerçevede konuşmamız gerçekleşti. Kendisinin tarafsız davranmasının kongre üzerinde daha olumlu bir etki bırakacağını vurguladım.

– Peki, rakibiniz Theeuws böylesine önemli bir destek almışken siz nasıl bir kampanya yürüttünüz?
Ben kendi arkadaşlarımla birlikte kendi çalışmalarımı yürüttüm. Buradan kalkıp gidiyorsunuz. New York gibi dünyanın en önemli kentlerinden birinde bir organize çalışma yürütmek zorundasınız. Orada 89 ülkenin temsilcisiyle görüşmek için mutlaka bir ekibe ihtiyacınız var. Size gönülden destek verecek yakın dostlarınızla yürütmek zorundasınız çalışmalarınızı.

– Ve sonuçta kazandınız?
Biz, 47-40’lık bir oyla kazanmayı başardık. Bu, başkan için ciddi anlamda bir sürpriz oldu. Çünkü, ben kazanacağıma inanıyordum ama onlar benim kazanacağıma hiç inanmıyorlardı. Ciddi bir sürpriz oldu onlar açısından. Benim için çok sürpriz değildi.

– Kampanyanızda söylem olarak neleri ön plana çıkardınız?
Söylem olarak açıklık politikasını ön planda tuttum. Üye federasyonların her türlü talebine anında cevap verecek ofisin oluşturulması; bizim merkezimizin Lozan’da, her ülke federasyonuna ve her kıta organizasyonuna eşit uzaklıkta olması gibi programlar sundum. Bazı destek programları var ama bunlar çok kesin olarak belirlenmiş değil. Biz bunların kesin olarak belirlenmesini istiyoruz. Sübjektif kavramlardan objektif kavramlara hareket ediliyor. Genelde şu görünüyor: ‘Avrupa genelde çok gelişmiş, sizin desteğe ihtiyacınız yok. Desteği başka taraflara verelim.’ Gelişmiş olunca ihtiyacı olmuyor diye bir şey yok. Avrupa’nın bir ülkesinde; örneğin Almanya’da, Fransa’da, Okyanusya’nın toplam sporcusundan daha fazla sporcu var, yalnızca bir ülkede. Dolayısıyla Avrupa çok gelişmiş, desteğe ihtiyaçları yok gibi bir mantıkla hareket edemezsiniz. Asya çok geniş, Okyanusya çok gelişmiş ülkelere sahip, o zaman Asya’ya çok fazla destek gerekmez, diyemeyiz. Asya’da yeni federasyonlar var, Bangladeş gibi. Bu gerçeği görmezseniz, bu tür bir uluslararası spor organizasyonu için bazı sıkıntılar kendisini gösterir. O nedenle bu yapı, her kıtaya eşit uzaklıkta durmalı.

– Yeni hedef 2005’te yapılacak FITA başkanlığı o zaman?
Önümüzdeki iki yıl içinde, bize asbaşkanlık seçiminde oy vermeyen ya da bazı tereddütleri olan ülkelerin tereddütlerini gidermek, onların oylarını da kazanmak için girişimlerimiz olacaktır. Daha açık, net ve somut değişim projeleriyle onların karşısına çıkacağız.

Kimdir? / Uğur Erdener
  • Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu.
  • Göz hastalıkları bilim dalında ihtisas yaptıktan sonra 1983’te öğretim görevlisi olarak göreve başladı.
  • 1996’da doçent, 2001’de profesör olan Erdener, halen Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Direktörlüğü görevini yürütüyor.
  • 1982’den bu yana okçuluk sporunun yönetiminde sorumluluk taşıdı ve 4 dönem federasyon başkanlığına seçildi.
  • FITA Birinci Asbaşkanlığı görevinin yanı sıra Avrupa Okçuluk Federasyonu’nun da (EMAU) başkanlığını yürütüyor.
Röportaj: Okan Konuralp

Fotoğraf: Bülent Ercan

Kategoriler
Spor
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular