ABD pazarlığına karşı Kayseri pazarlığı

Gündemde üç soru var: Irak’tan sonra Avrupa Birliği nereye? NATO nereye? Türkiye nereye? Bu soruların yanıtları kuşkusuz birbiriyle bağlantılı. Zincirlikuyu-Maslak hattındaki gökdelenlerden birinde önemli bir bankacı ile sohbet ediyoruz....

Gündemde üç soru var: Irak’tan sonra Avrupa Birliği nereye? NATO nereye? Türkiye nereye? Bu soruların yanıtları kuşkusuz birbiriyle bağlantılı.

Zeynep Göğüş

Zeynep Göğüş

Zincirlikuyu-Maslak hattındaki gökdelenlerden birinde önemli bir bankacı ile sohbet ediyoruz. Birazdan, Irak krizi çıktığından bu yana ilk defa olumlu bir senaryo işiteceğimden habersiz, bir yandan da dışarıda pamuk pamuk yağan karı seyredip kahvemi yudumluyorum. Bankacı çok sakin, diyor ki: “ABD ile ekonomik pakette anlaşılırsa, 2003’te sırtımızı doğrulturuz, 2004’te ise tam düzlüğe çıkmış oluruz…”
Bir başka sahne: Cuma günü öğle namazı vakti. Camilerde çıt yok. Bir an için AKP’nin iktidarda değil de muhalefette olduğunu düşünüyorum. Şu anda İstanbul’un her camiinin önünde ‘nümayiş’ yapılıyor olabilirdi…
Aynı günün akşamı. Bu kez, IMF pazarlıklarını yakından bilen ekonomist eski dostun telefondaki yorumu: “IMF’den gelecek 6 milyar dolar aslında iyi para. Tabii gerçek bir hibeden söz ediliyorsa… Böyle değil de askeri borç silme ise aynı pozitif etkiyi yapmaz ekonomi üzerinde. 6 milyar dolar ‘cash’ para girişi, faiz dışı fazlanın bu miktarda artması gibi bir şey olur ki; ciddi bir dopingdir Türk ekonomisine…”
Peki ama IMF Programı’ndan sapmalar ne olacak?
Cevap: “Bu 6 milyar doların doğru dürüst bir etki yapması isteniyorsa programdan en ufak bir sapma olmaması şart!”
Ertesi gün cumartesi… Akşam CNN Türk’te Tayfun Ertan’ın ‘Söz Sizde’ programındayız. Yanımda oturan emekli büyükelçi, yeni siyasetçi Şükrü Elekdağ mealen diyor ki, “Irak krizi ülkemizin IMF’den kurtulmasına fırsat verirse fena mı olur… Türkiye IMF Programı’ndan vazgeçer… İyi de olur… Savaşa hayır derken, çekiverelim şu IMF’nin ipini…”
Aaaa… Oradaki herkes pek belli etmese de çok şaşırıyor. Acaba Kemal Derviş bu programı seyretti mi? Seyrettiyse ne düşündü?
IMF’siz bir Türkiye’yi istemesine herkes ister de, bunu yapmanın zamanı şimdi mi?

Üç büyük soru

Şimdi karşımızda asıl cevap verilmesi gereken üç soru var: Irak’tan sonra Avrupa Birliği nereye? Bu birinci soru. İkincisi, NATO nereye? Üçüncüsü ise Türkiye nereye? Bu soruların yanıtları kuşkusuz birbiriyle bağlantılı.
Önce AB ile başlayalım: AB üyesi ülkeler 1993 yılında ortak dış politika uygulanması konusunda aralarında anlaşmışlardı. 1995 yılında buna ortak savunma politikasını da eklediler. Şimdi de Avrupa Anayasası’nı hazırlayan Konvansiyon’dan Avrupa Dışişleri Bakanı postu elde etme çabası var.
Irak krizi bunun mümkün olmadığını gösterdi. Başkan Bush’un Washington’da Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’a söylediklerine bakın: “AB mi kaldı! Alın işte üçe böldüm…”
Avrupa Birliği ekonomik bir bütünleşmeye oturduğundan dağılması söz konusu değil, ancak siyasal bütünleşme sürecinin bu krizden etkileneceği, yavaşlayacağı ve hatta ciddi bir tehlikeye girdiği kesin. Bunun neden böyle olduğunu anlamak için Avrupa haritasının tümüne bakıp, genişleme denilen süreci iyi anlamak gerek.
Gerçekten de bölünmüş Avrupa’da Fransa-Almanya ekseni üzerinde hemen her şey söylendi. Daha az söylenen ise eski Doğu Bloku ülkelerinin tutumu. Unutmayalım ki NATO ve AB iç içe geçmiş iki örgüt. AB’nin yeni katılacak olan Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti NATO’ya üye oldular bile.
Demir Perde’nin gerisinde kalan diğer 10 ülke henüz ne AB’de ne de NATO üyesi. Bunlara Litvanya’nın başkentinden ilhamla Vilnius ülkeleri deniyor: Litvanya, Letonya, Estonya, Slovakya, Slovenya, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan… Vilnius ülkeleri için AB’ye üye olmak kadar NATO da önemli. Hatta belki NATO daha da önemli; çünkü farklı bir ruh hali içindeler. Vilnius ülkeleri adına bir açıklama yapan Slovakya Dışişleri Bakanı bu ruh haline bakın nasıl açıklıyor:
“NATO”ya katılmak istiyoruz, çünkü geçmişimizin bir daha tekrar etmesini istemiyoruz. Bana inanın, iki dünya savaşı ve iki diktatörlük yaşayan Slovakya’daki her aile 20’nci yüzyılın korkunçluklarını hatırlıyor. Saldırıya uğramanın, işgal edilmenin, bombalanmanın ne demek olduğu iliklerimize kadar işlemiş bir duygu. Tam da bu nedenle 11 Eylül’den sonra ABD ile birlikteyiz…”
Bu tabloya bakınca Bush’un Avrupa’yı böldüm derken ne demek istediği daha iyi anlaşılıyor.
Irak krizi AB’yi etkiliyorsa, Türkiye de bundan nasibini alacaktır. Fransa’nın AB ile itişmesi alışkın olunan bir durum. Asıl sorun Almanya’da. Türk ve Alman kamuoylarının savaş karşıtı olmaları ayrı mesele. Asıl sorun Almanya’nın bu kez Yunanistan’ı bulamayınca Belçika’nın arkasına sığınıp Türkiye’ye yardımdan kaytarması ki Türk kamuoyunun bunu unutması kolay olmayacak.

Kayseri pazarlığı

Amerika ile ilişkilerimize gelince, çok eğitici olduğunu kabul edelim. Amerikalılar bugüne dek Türkiye’yi hep çok ucuza kapattılar. Bugün ise Washington adına yapılan savaş pazarlıklarını hep birlikte görüyoruz. İş ‘Askerlerimizin alışverişlerinde KDV ödemeyiz’ demeye kadar vardı. Duty Free bir Türkiye istiyorlar yani. Bizde de biliyorsunuz ‘Kayseri pazarlığı’ ünlüdür. Gün, Kayserili başbakanın pazarlık gücünü gösterme günüdür.

Oğluma Dizeler:

Şerefle bitirilmesi gereken
en asil görev hayattır.
Bir lokma ekmek için
şerefini çiğnetmeye;
Bir anlık eğlence için
servetini tüketmeye;
Bir zamanlık mevki için
el ayak öpmeye,
insanları ezip geçmeye;
Günlük menfaatler için
onurunu terk etmeye;
Bir kısım insanlara kızıp
tüm insanlara düşman
olmaya değmez bu hayat…

Can Yücel

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular