90 Bin Kişinin Hayatı Hâlâ Kurtarılabilir

Son araştırma sonuçlarına göre, İstanbul´daki riskli bölgelerde tahliyeler yapılmalı. Son araştırmanın senaryolarına göre, büyük İstanbul depreminde 90 bin kişi ölebilir ve 100 bin bina ağır hasar görebilir. TÜBİTAK Marmara...

Son araştırma sonuçlarına göre, İstanbul´daki riskli bölgelerde tahliyeler yapılmalı.

Son araştırmanın senaryolarına göre, büyük İstanbul depreminde 90 bin kişi ölebilir ve 100 bin bina ağır hasar görebilir. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Başkanı Naci Görür, bu kadar sakin olmamamız gerektiğini söylüyor.

prof-dr-naci-gorur

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve JICA (Japon Uluslararası İşbirliği Kurumu) tarafından başlatılan ve çalışmaları iki yıl süren incelemenin sonuçları bir süre önce açıklandı. Dört farklı büyüklükteki deprem senaryosuna göre kentin durumu incelendi. Ağır ve orta hasarlı olabilecek binalar, binaların üzerinde oturduğu zeminlerin durumu, altyapı unsurları, kent trafiğini sağlayacak yollar ve köprülerin durumu büyük bir titizlikle değerlendirildi. Ortaya çıkan sonuçlara göre yapılan senaryolar çok iç açıcı değildi. Hatta ürkütücü olduğu bile söylenebilirdi.

Resmi rakamlara göre, 800 bini aşkın binanın bulunduğu İstanbul´da, bir oranlama yapılırsa yüzde 2 ahşap, yüzde 75 tuğla-betonarme ve yüzde 23 oranında ise yığma bina bulunuyor. Çalışmaya başlanırken baz alınan bina sayısı ise 725 bin ve bu binaların içinde 3 milyon 40 bin hane olduğu tespit edildi. Yine bu binaların yüzde 9´u 1959 yılından sonra, yüzde 80´i ise 1970 yılından sonra inşa edilmiş.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zemin ve Deprem İnceleme Dairesi Başkanı Mahmut Baş´ın verdiği bilgiler, İstanbul´un çok ciddi bir risk altında olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Gerçekten de JICA´nın araştırma sonuçları, bugün İstanbul´un riskli semtlerinde yaşayan 70 ile 90 bin kişinin ölüm riskiyle yaşadıklarını ve bu insanlar için bir an önce önlem alınması gerektiğini hatırlatıyor.

Konunun gerçekten çok önemli bir sorunu işaret ettiğini belirten Mahmut Baş, şunları söylüyor: “1999 depreminden sonra Marmara´da beklenen büyük depreme ilişkin olarak, depreme hazırlık diye bir unsur var ve Büyükşehir Belediyesi de bu çalışmalara katıldı doğal olarak. Biz, fayın nereden çıktığından çok, hasar tespiti üzerinde çalıştık. Hastalığa teşhis koymak için tam iki yıl çalıştık JICA ile birlikte.

Bu çalışma, bir deprem olduğunda, dört farklı senaryoya göre, binaların hasar durumu, ölü-yaralı sayısı, altyapının durumunun ne olacağını gösteriyor. Şimdi buna göre, ayrıca bir deprem mastır planı yapılıyor ve 2003 yılının ağustos ayında tamamlanacak. Hastalığı biliyoruz ama tedavisi önemli. Mesela, yollar nasıl genişletilecek, binalar nasıl güçlendirilecek gibi çalışmalar yapıldı ve bunlar için kanun taslakları hazırlanacak. Böylece İstanbul´da beklenen deprem açısından önemli bir noktaya gelinecek.”

90 bine yakın insan ölecek

JICA ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan çalışmanın parametrelerine göre: Deprem büyüklükleri Model A´da 7.5, Model B´de 7.4, Model C´de 7.7 ve Model D´de ise 6.9 olarak baz alındı.

Bu senaryolarda İstanbul zemini sıvılaşma potansiyeli açısından da değerlendirmeye tutuldu ve riskli alanlar ortaya çıkartıldı. Sıvılaşma açısından en riskli semtler; Avcılar, Küçükçekmece, Eyüp ve Beyoğlu olarak belirlendi.

Ağır ve orta hasarlı bina durumuna bakıldığında:

Model A´ya göre: 51 bin bina ve bu binalarda yaşayan 216 bin aile, deprem anında ağır hasarlı binayla karşı karşıya kalacak. 114 bin bina ve 503 bin aile ise orta hasarlı binalarda olacaklar.

Model C´ye göre ise, 59 bin binada 268 bin aile ağır hasarlı binalarla karşılaşacak. 128 bin binada 601 bin aile ise orta hasarlı binada olacak.

Tüm bu hesaplar, İstanbul´da, gece nüfusu ve 8 milyon kişiye göre hesaplandı.

Can kaybı ve ağır yaralı senaryolarına bakıldığında, Model A´da 73 bin ölü, 120 bin ağır yaralı ve Model C´ye göre 87 bin ölü, 135 bin ağır yaralı olacak.

Köprülerde hasar hesaplamasına göre 18 köprünün yıkılma olasılığı çok yüksek ve bunların başında yüzde 93.7´lik olasılıkla Haliç Köprüsü geliyor. Köprüler, hem bulundukları zemine hem de kendi yapılarına göre değerlendirmeye tabi tutuldular. Model C´de ise 20 tane köprünün hasar göreceği düşünülüyor. Boğaz köprülerinde yapılan incelemenin sonucunda onlarda risk olmadığı görüldü.

İstanbul´un altyapısı da incelemeye alındı. İçme suyu boru hattının uzunluğu 7 bin 568 km ve boruların yüzde 80´nin depreme dayanıklı olduğu ortaya çıktı. Hesaplanan hasar bin 400 noktada olacak, bu rakamlar model A´ya göre. Model C´ye göre ise hasar bin 600 noktada olacak.

Doğalgaz hattında da boruların dayanıklı olduğu ortaya çıktı.

Yapılan zemin çalışmalarına göre, İstanbul´un güney sahili yerleşim açısından en tehlikeli bölgeler olarak görülüyor.

TÜBİTAK MAM Başkanı Naci Görür, 1999´da yaşanan ağustos depreminin ardından Marmara Denizi içinde sürdürdükleri araştırmaların, artık sonuna geldiklerini ve dört-beş ay sonra L´Atalante´a bağlı olarak çalışmalar yapan Victor 6000´in sonuçlarının da alınabileceğini söylüyor. Victor 6000´in çalışmaların sonuçlarının değerlendirilmesi halen devam ediyor. Naci Görür, Marmara içindeki 110 km´lik fayın 60 km´lik bölümünün hangi depremde kırıldığının Marmara´da beklenen depremin büyüklüğü açısından çok önemli olduğunu vurguluyor. Kırık eğer 1766 yılındaki depremden kalmaysa sorun var, yani 7 ve üzerinde bir deprem beklentisi devam ediyor olacak, yani 30 yıl içinde 7´nin üzerinde büyüklükte bir deprem meydana gelecek. Ancak, eğer bu kırık 1912 depremine aitse, o zaman bu olumlu bir gelişme olacak, çünkü beklenen depremin büyüklüğünü aşağı çekecek. Yani depremin büyüklüğü 7´ler civarında olabilecek. Bunun için kırık boyunca alınan numuneler radyometrik yöntemlerle inceleniyor.

Bu alandaki gelişmeler değerlendirilirken, Naci Görür´e göre; geçen yıl içinde Marmara içinde olan ve büyüklüğü 4 ve üzeri olarak gerçekleşen iki deprem çok enteresan, çünkü iki deprem de Marmara Çukurluğu´nun doğu bölümünde ve kırılmamış yerlerinde oldu.

Naci Görür´ün önerileri

Naci Görür konuya ilişkin olarak şunları söylüyor: “Güvenli, çağdaş, insanı önemseyen bilgi toplumlarında, bu kadar bilimsel araştırmalar yapılıp, 10 binlerce insanın hayatının tehlikede olduğu açıklanırsa, bu kadar sakin davranmak mümkün olmaz. Çağdaş toplumlarda bunun önlemi alınır. Bizdeyse işin masa başındaki kısmıyla ilgileniliyor. Oysa burada yapılması gereken şey, yıkılmayacak, insanı öldürmeyecek binaların inşası ya da güçlendirilmesi olmalı.

Deprem, 30-40 saniyede olup bitiyor. Dolayısıyla, zararı çok büyük. En doğru olanı, yerleşim birimlerini böyle bir depremden etkilenmeyecek alanlara kurmak. Yani, yerleşim alanlarını depreme hazırlamak gerekiyor. İkincisi, depremden hemen sonra size lazım olacak, olmazsa olmaz organizasyon ve kurumları ayakta tutmak gerekiyor. Hastaneler, okullar, su istasyonları, yiyecek merkezleri, bankalar, haberleşme merkezleri, itfaiye istasyonları gibi. İstanbul´da bunlar bile güçlendirilmedi. En çok yapılanlar, deprem olduktan sonra yapılacaklar. Bunları küçümsemiyorum ama bunlar iş işten geçmiş zamanda `Ne kurtarabilirsek?’ sorusunun cevapları. Bugünkü resim bu.

Bugün JICA´nın araştırmaların küçümsüyorlar. Bu, Şark zihniyetidir. Daha iyisini yapmadan konuşmak kötü.

JICA´nın raporunda bazı bölgeler kırmızı ile boyanmış ve `Bu bölgelerde yaşayan binlerce insanın can güvenliği yok” diyor o rapor. Bir toplum buna, bu kadar yabancı ve ilgisiz kalabilir mi? Yapılacak şey belli, o kırmızı alanların tahliyesi ya da güçlendirilmesi yapılmalı. Bunun için yöntem bulunabilir. İnsanların yaşam alanları depremde ayakta kalacak şekilde olmalı. Bunun için para da var, yok değil. Mutlaka bir yolu bulunabilir.

Bugünkü iktidar yeni bir iktidar ve ülke insanının onlardan beklentileri var. Yeni projeler başlatılabilir. Mesela zorunlu deprem sigortası pek benimsenmedi, bunu geliştirebilirler. `Sigorta yaptıranların aynı zamanda evleri güçlendirilecek ve depremden sonra hasarları varsa karşılanacak’ denilebilir. Böylece sigorta yaptıranlar, evlerinin tamir de edilebileceğini düşünür. Bunu yapan, yani İstanbul´u kurtaracak olana Nobel ödülü bile verilir. Çünkü İstanbul tarihi bir kent. Bu uluslararası bir konu ve hem uluslararası hem ulusal destek görür ve kaynak sorunu olmaz. `Gelin insanlık mirasını kurtaralım’ kampanyası olur bu.”

`JICA´nın senaryoları gerçeğe çok yakın’

Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi´nin yaptığı, JICA´nın yorumladığı projelerin gerçeğe oldukça yakın ve kendi çalışmalarıyla da uyum içinde göründüğünü belirtiyor. Ercan, “İstanbul depreminde beklenen göçük oranı yüzde 4´tür. Bu oran Gölcük´te yüzde 5.8 oldu. İstanbul´daki yapı sayısının 1 milyon 300 olduğu düşünülürse, göçecek yapı sayısı 40-50 bin dolayında olacak. İnsanların yüzde 96´sı, evleri hasarlı olmasına rağmen yürüyerek çıkacak, ancak göçük başına 3-4 kişi sayarsak, bu durumda göçük altında kalacak insan sayısı 150 ile 200 bin arasında olacak. Göçük altında kurtulma oranı yüzde 17-20 arasında olduğuna göre, yaklaşık 120 bin civarında insan yitirme olasılığı var. Yaralı sayısı, her bir ölüme karşı üç kat fazla olacak. Yaralı sayısının, 300-500 bin arasında olması beklenir. Oysa Türkiye´deki toplam yatak sayısı 180 bin. Tek çözüm, insanları göçük altından kurtarmak değil, insanları göçük altına sokmamak” diyor.

Tektonik olarak geçerliği yok

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, “Orta Marmara Çukuru´ndaki fay 1912´de kırılmış değil, çok daha genç bir kırık görüntüsü veriyor. Belki de 17 Ağustos tarihinden beri kırık. Nitekim üzerinde 5 büyüklüğünde üç tane artçı deprem oldu. Batı Marmara´daki 60 km´lik fay ve onun dışında söylediğimiz gibi Yalova ile Çekmece arasında kuzey Marmara kıyısında yer alan Çınarcık Çukuru, kuzey kenar fayının düşey fay olduğu ortaya çıktı. Bunun anlamı, İstanbul deprem senaryolarında esas alınan Yalova ile Çekmece arasında İstanbul´a 10 km yakın fayın deprem riski de ortadan kalkmış oluyor. Bunu Arminjo da kabul etti.

66 km´lik fay ise, İstanbul´a belli bir mesafede ve onun etki alanı batı Marmara´nın kuzey kıyıları. JICA´nın modellediği deprem büyüklüğü ve fayların konumu ise Yalova´dan başlayıp Gaziköy´e kadar uzanan 180 km´lik fayın bir seferde kırılmasına dayanıyor ki, tektonik olarak geçerliği yok” diyor…

Kategoriler
Türkiye
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Depremden sonra hayata geri dönüş

    Depremden sonra hayata geri dönüş

    Adapazarı, Düzce, İzmit ve bir sürü başka yerin adı artık sadece “deprem bölgesi”… Ülkenin geneline olduğu kadar, bölgenin kendi mâzisine de giderek uzak düşen bu yörede insanlar yıkık bir...
  • Prof. Dr. Naci Görür_0_0_0

    Depremlerin Yarısından Fazlasını Tahmin Ettik

    TÜBİTAK-MAM Başkanı Prof. Dr. Naci Görür deprem tahmin sistemini anlattı “Marmara Bölgesinde Radon Gazı ve Diğer Yöntemlerle Deprem Kestirimi Çalışmaları Projesi” iki yıldır epey yol aldı Marmara ve civarında...
  • 17agustosmarmaradepremi

    Türkiye Demokrasi Takvimi: Depremden Sonra I

    İşte bir yıl geçip gidiverdi. “Zaman her şeyin ilacı” derler. Geçen bir yıl, çekilen acılara, yaşanan “şok”a ilaç olmadı, olamadı. Belki sadece bir “uyuşturucu ve unutturucu” etki yaptı. “İlaç”tan...
  • Adana, 6.3 şiddetinde yeni bir deprem

    Adana: “Faili Meçhul” mu?

    Haziran sonunda, tarih boyunca 10 kez sallanan Adana, 6.3 şiddetinde yeni bir depremle sallandı. Ateş düştüğü yeri yaktı: ölü sahipleri ağladı ve en çok politikacılarla gazeteciler konuştu. Gerek işadamlarımız,...