21’inci yüzyıl liderlerini arıyor

Brezilya’da renkli bir hafta geçirdim. 21. yüzyıl liderliğine aday Armani ceketli eski solcu Brezilya Devlet Başkanı Lula’ya dikkat çekmek istiyorum. Karşılıklılık ilkesi tartışmaya değer. Rio’da çete turizmi ise başka...
Zeynep Göğüş
Zeynep Göğüş

Brezilya’da renkli bir hafta geçirdim. 21. yüzyıl liderliğine aday Armani ceketli eski solcu Brezilya Devlet Başkanı Lula’ya dikkat çekmek istiyorum. Karşılıklılık ilkesi tartışmaya değer. Rio’da çete turizmi ise başka bir olay…

Mustafa Kemal, Gandhi, Lenin, Churchill, Castro, Gorbaçov… Hepsi de 20’nci yüzyıla damgasını vuran liderlerdi. Muhtemelen tarih boyunca hatırlanacak olan bu isimlere 21’inci yüzyılda kimlerin ekleneceği henüz bir “muamma”. Ancak ufukta görünen biri var. Bu liderlerin ilkinin, küreselleşmenin yıkıcı dalgalarıyla sörf yapan bir Üçüncü Dünyalı olması şaşırtıcı olmayacak.
Tropik iklimden gelen bir Üçüncü Dünyalıdan, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’dan söz ediyorum. Kısaca ona “Lula” deniyor…
21′;inci yüzyılın dünya lideri adayı Lula, bir ayağı, Asya’ya bir ayağı Avrupa’ya basan bir tür Yuşa Peygamber gibi devleşti ise sebebi var. Ocak ayının sonunda onun da bir ayağı Avrupa’da kapitalizmin yüreğinin attığı Davos’ta, diğer ayağı ise Güney Amerika’da küreselleşmeye karşı çıkanların toplandığı Porte Allegre’deydi.

Armani ceketli sendikacı

Lula, Brezilya İşçi Partisi’nin lideri. Sıkı sendikacı diye biliniyor. Radikalizmini atıp Armani ceket giymişse de, IMF aleyhtarlarını barındıran partisi biraz bizim CHP’yi andırıyor. Liberalizme nasıl ayak uydurulacağı konusunda henüz kendi partisi içindekileri ikna edebilmiş değil Lula.
Davos’ta dikkat çekici bir gelişme oldu. Lula, zengin ülkeler ile çok uluslu şirketleri açlık ve sefaletle mücadele için bir fon yaratmaya davet etti. Zenginlerin Üçüncü Dünya ile dayanışmaya çağrılması bu kadar net olarak ilk kez yapılıyordu.
Peki ama Lula iki farklı dünyayı nasıl ve hangi söylemle barıştıracak? Örneğin Porte Allegre’deki 75 bin kişilik kalabalık, serbest ticaretin bir “sömürü yöntemi” olduğu kanısında. Lula buna yanıt olarak “karşılıklılık” ilkesini masaya getiriyor. Yani, “serbest ticarete evet, ama karşılıklılık olması koşuluyla” diyor.
Bu söylem bize pek yabancı sayılmaz. Özellikle ABD’nin tekstil ve hazır giyim kotaları için bizim taraftan sık sık “karşılıklılık” isteği dile getiriliyor. Bunun uluslararası plandaki ifadesi ise “Fair and free trade” mottosu. Yani, serbest ve adil ticaret.
Neo-liberalizme Porte Allegro’dakiler de karşı çıkıyordu, Lula da. Ancak Lula için Neo Liberalizm, eğer kapitalistler ona dar bir anlam yüklemeselerdi o kadar da kötü bir şey değil…

Gördüğüm Brezilya

Geçen hafta Rio’da epey zaman geçirdim. Sınıflar arası fark orada bizdekinden çok daha belirgin. Sheraton Oteli’nin hemen arkasındaki tepe, gecekondularla kaplı. Suyu, okulu olmayan yerler. Favelas denilen Rio gecekondularına turistik turlar düzenleniyor. Ancak bu turları düzenleyenler bildiğiniz turizm şirketleri değil. Oraya hangi çete hâkimse onun adamlarının organize ettiği turlar. Zaten güvenliğiniz de ancak böyle sağlanabiliyor.
Metin Münir’le yol boyunca şu soruya cevap aradık: Rio’daki şiddet olaylarına neden İstanbul’da rastlanmıyor? Gerçi kapkaççılardan nasibimizi biz de alıyoruz, ama Küçük Armutlu dışında öyle yanına yaklaşılamayan bir gecekondu mahallemiz yok bizim. Aradaki farkı belki de Lula hükümetinin ‘Sıfır Açlık’ programı izah ediyor. Brezilya’da açlık var. Orta sınıflar bizden de güçsüz.

Özelleştirmeye direnç yok

Brezilya’daki özelleştirme bizdeki gibi dirençle karşılaşmamış. Belki de enflasyon yüzde 2 binleri vurduğu için kırılmış bu direnç. Özelleştirme telekomla zirvesine ulaşmış. Enerji dağıtım şebekeleri, limanlar, yollar özelleştirilmiş. Enflasyon tek haneli hale gelmiş. Ancak çözülemeyen iki sorun var: Birincisi büyüme oranı yüzde 2’nin üzerine çıkamamış. İkincisi ise iç borçların hâlâ çok yüksek seyretmesi. 2002 faiz ortalaması ise yüzde 25. Bizimle kıyaslandığında az gibi görünse de yine de çok yüksek bir rakam. Zaten sekiz yıl boyunca Brezilya’yı siyasal istikrara kavuşturup enflasyonu düşüren Cardoso yerine Lula’nın seçilişi büyüme oranının düşük kalmasına bağlanıyor.

Dünyanın en güzel şehri

“İstanbul’u bu kadar kolay harcama” dediğinizi duyar gibi oluyorum, ama yapılacak bir şey yok. Coğrafya olarak düşünüldüğünde Rio kadar görkemli bir şehir dünyada yok. San Francisco, İstanbul, Rio… El ele tutuşabilecek üç şehir. En görkemlisi Rio. İstanbul ise tarih olarak önde.
Rio’da bulunuş nedenimiz Aria’nın düzenlediği ‘iletişim konsepti’ gezisi. Bu geziden aklımızda kuşkusuz Rio’nun 130 metrelik İsa heykeli, tropik ormanı, bir kafede rastladığımız, bugün 56 yaşına gelmiş olan bir zamanlar uğruna İpemanalı Kız şarkısı yazılan güzel kadın, favelasları ve Copacapana’da günbatımı kalacak.
Ancak insanlık için asıl belirleyici olan, Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın yeni bir paradigma yaratıp yaratamayacağı. Dünya para sihirbazlarından Soros da Lula’ya Davos ile Porte Allegre arasında uzlaştırıcı rol biçenlerden biri. Lula’nın sadece fakir Brezilya halkı için değil, dünyanın ezilen büyük çoğunluğu için bir umuda dönüşmesi ihtimali çok yüksek.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular