1954’ten beri surlar arasına hapis

Yolum, Ankara Kalesi içindeki eğlence yerlerine düşüyor. Erkal Zenger’in işlettiği Zenger Paşa Konağı’nda, bir yandan leziz yemeklerin tadına bakıyor, diğer yandan da saz heyetinin icra ettiği müziğe uyum sağlamaya...

Yolum, Ankara Kalesi içindeki eğlence yerlerine düşüyor. Erkal Zenger’in işlettiği Zenger Paşa Konağı’nda, bir yandan leziz yemeklerin tadına bakıyor, diğer yandan da saz heyetinin icra ettiği müziğe uyum sağlamaya çalışıyorum.

Erdal İpekeşen

Erdal İpekeşen

Başkent, kış gecelerini canlı ve hareketli yaşıyor. Soğuk ve yağışlı havalara rağmen, gecelere ev sahipliği yapan mekânlar, bu sezon daha dinamik, daha ateşli… Evde oturmaktansa dışarı çıkma fikrinin daha ağır bastığı bu gecelerde de, rüzgâra tutulmuş bir yaprak gibi oradan oraya savrulup duruyorum. Yolum, Ankara Kalesi içindeki eğlence yerlerine düşüyor. Erkal Zenger’in işlettiği Zenger Paşa Konağı’nda, bir yandan leziz yemeklerin tadına bakıyor, diğer yandan da saz heyetinin icra ettiği müziğe uyum sağlamaya çalışıyorum. İşte tam o esnada, daracık sokaktan geçmekte olan üç itfaiye erini ve mini araçlarını görüyorum. Yola çıkıp neler olduğuna bakarken de, Erkal Zerger’in espriyle karışık konuşmalarına kulak kabartıyorum. Meğerse, sırf tarihi kaleyi kollamak için bir itfaiye grubu oluşturulmuş. Altındağ Belediyesi’ne mensup itfaiye erlerine de `Hisar Müfrezesi’ adı konmuş. Dört kişiden oluşan bu müfrezeye ait elemanların hepsinin evi sur içindeki yerleşim alanında bulunuyormuş ve iki araçla yangınlara müdahale ediyorlarmış. İşte, beni şaşkınlığa uğratan trajikomik hikâye de bu iki araç sayesinde ortaya çıktı. Araçlardan yeni olanı, sur içindeki daracık yollara uygun büyüklükte ve işlevselmiş. Diğeri ise sadece 50 metrelik kısa bir yol içinmiş ki, o da zorunlu hallerde. 1954 yılında alınan Mercedes marka bu itfaiye aracı, kale içini yangınlardan korumak için kullanılan kovaların ıskartaya çıkmasını sağlamış. Ancak gel gör ki, yan tarafları sökülerek ve kaldıraçlar yardımıyla sur eşiklerinden geçirilerek içeriye sokulan aracı, bir daha dışarı çıkarmak mümkün olmamış. Sokulduğu garajın önündeki 50 metrelik yolda bir gitmiş, bir gelmiş. Dolayısıyla da Ankara Kalesi’nin büyük kısmındaki yangınlara hep uzaktan bakıp durmuş. Ayrıca o 50 metrelik yol için bile gidişi kolay, dönüşü çok zor olmuş. Sokak dar olduğu için gidişler bina duvarlarını sıyırarak, dönüşlerse çarparak gerçekleşmiş. Sonuçta da 40 metrelik hortumu nereye kadar yetiyorsa, oraya kadar müdahalede bulunmuş. Erkal Zenger’le bu aracın bulunduğu yere gittik. Neredeyse 50 yaşında olmasına rağmen ilk günkü gibi gıcır gıcırdı. Üstelik lastikleri bile bugüne kadar hiç değişmediği için orijinal haliyleydi. Hisar Müfrezesi’nin envanterinde göründüğü için o, halen yangınların korkulu rüyası itfaiye aracı olarak tanımlanıyordu, ama gerçekte müzelikti. Sahi, koleksiyonerler için değerli bir parça olan bu araç, kaleyi gezen turistlere seyirlik hizmet veremez mi? Bence yangına değil ama turizme büyük katkısı olur.

Euro’ya geçmek hayal

Devlet Bakanı Ali Babacan’ın “Dört yıl sonra para birimi olarak Euro’ya geçebiliriz” fikri, tüm medya organlarında yer aldı. Anlaşılan geçmiş çabuk unutuluyor ve 3 Kasım seçimlerinden önce ANAP’ın “Kıymeti kalmayan Türk Lirası stres yaratıyor. Bu nedenle Euro’ya geçelim ve Avrupa ile aynı seviyeye gelelim” fikri hatırlanmıyor. Tamamen seçim yatırımına dönük bu sözlere yanıt ise söylenmesinden 20 gün önce Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti’den gelmişti. Bugün aynı yanıtı Ali Babacan için de kullanabiliriz. Zaten, kapalı kapılar ardında, aşağıda yazdıklarım, bakanın kulağına fısıldanmış olacak ki, Davos’tan sonra bir daha Euro lafını ağzına almadı. Buyurun Süreyya Bey’in sözlerine… “Bu şekilde geçemeyiz. Zira kasamız boşaldığı zaman, Türk Lirası’nda olduğu gibi karşılıksız para basıp, piyasaya süremeyiz. Düşünsenize, bankaların nakde ihtiyacı var ve sizin kasanızda Euro kalmamış. Adamın parasını basıp da piyasaya süremeyeceğinize göre, nakit sıkıntısını nasıl aşacaksınız? Onun için Euro şimdilik bize biraz uzak.” Merkez Bankası Başkanı, belki şimdilerde söylenenleri ta o günlerde görmüş olacak ki, Euro’ya neden geçemeyeceğimizin yanıtını çekinmeden vermişti. Bu ekonomik göstergelerle Türkiye’nin Euro’ya geçişi hayalden başka bir şey değil.

Füze caydırıcılığımız yok

Halen ASELSAN Genel Sekreteri olarak görev yapan emekli kurmay subay Serdar Erdurmaz’ın, `Ortadoğu’daki Kitle İmha Silahları, Silahların Kontrolü ve Türkiye’ konulu doktora tezi elime geçti. Gerçi bu tezin satırlarını okuyup, size aktardığım sırada kitap haline dönüşmüş olacak, ama içinde çok ilginç bilgiler var. ABD’nin kitle imha silahlarını gerekçe gösterip, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme operasyonunun geri sayıma geçtiği bugünlerde, kitap çok aydınlatıcı bilgiler içeriyor. Dünyanın bile kaderini etkileyecek gelişmelerin, Türkiye’nin güney sınırlarında şekillendiğini vurgulayıp çevre ülkelerdeki silah gücünü rakamlarıyla veriyor. Bilimsel altyapısı onaylanmış bu tezde, işlenen en önemli konu ise Türkiye’nin savunma konseptinde füzelere yeterli önemi vermemesi. Irak, İran ve Suriye’nin balistik füzelerinin menzilindeki ülkemizin, bu füzelere karşı savunma sistemlerini geliştirmesi, hatta Cruise füzelerini üretim yeteneğine sahip teknolojik altyapıyı tesis etmesi gerektiği, karşılaştırmalı rakamlarla ortaya konuyor. Sadece güçlü hava kuvvetleri, taarruz helikopter filoları ve zırhlı birlikleriyle caydırıcı güce sahip olan Türkiye’nin, füze sistemlerine karşı da caydırıcı olması gerektiği vurgulanıyor. Kitaba dönüşmüş bu doktora tezini sıcak gelişmelerin yaşandığı bugünlerde mutlaka okunması gereken bir yapıt olarak görüyorum.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular