11 Bin Yıllık Tarih mi? Baraj mı?

Hasankeyf’ten sonra karşımızda bir kez daha aynı ikilem var. Bu kez tehdit altında olan, Siirt’in belki de bütün Dicle havzasının kaderini değiştirebilecek Gusir Höyük. Zira kazılarda şimdiden M.Ö. 9000’e...

Hasankeyf’ten sonra karşımızda bir kez daha aynı ikilem var.

Bu kez tehdit altında olan, Siirt’in belki de bütün Dicle havzasının kaderini değiştirebilecek Gusir Höyük. Zira kazılarda şimdiden M.Ö. 9000’e tarihlenen yerleşimler, dünyanın en eski oyununa ait taşlar ve Roma limanı bulundu. Ama Ilısu Barajı tamamlandığında, hepsi su altında kalacak.

Gusir Höyük, Siirt
Doğup büyüdüğüm topraklar, bir başka deyişle ‘öteki Türkiye’ çocukluk yıllarımda  eşkiya diyarı olarak anılırdı. Siirt, gözden uzakta, biraz da gönülden uzaktaydı. Sonra durum daha da kötüleşti;  bölgenin kaderi terör, gericilik, feodal çarpıklıklar, tefecilik ve göçle çizildi. Bugün kader çizgisinin yönü değişmek üzere. Yeşeren barış bir yana, Eruh ilçesinin Ormanardı köyünde ortaya çıkarılan 11 bin yıllık Gusir Höyük, insanlık tarihinde yerleşik yaşamın en erken evrelerine ışık tutuyor.
Kazılar yaklaşık 13 yıl önce arkeolog Yrd. Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur ve hemen ardından yöredeki farklı bir bölgede Doç. Dr. Necmi Kurul tarafından başlatıldı; Gusir Höyük’teki kazı çalışmaları ise 2010 yılından bu yana sürüyor. Buradaki kazı, şimdiden dünya çapında ün kazanmış durumda. Çünkü, en az, dünyanın bilinen en eski dini yapılar topluluğu olarak şaşkınlık ve hayranlıkla karşılanan Göbeklitepe kadar hayranlık uyandıracak bir başka uygarlığın izlerine rastlandı. Gusir Höyük’te ilk yerleşik yaşama, başka bir deyişle Neolitik Çağ’ın ilk evrelerine ait verilere ulaşıldı, M.Ö. 9500’lere kadar uzanan yerleşim yerleri, tarihin en eski oyununa ait taşlar ve Roma’nın Mezopotamya Havzası’ndaki son limanı şimdiye kadar çıkarılmış buluntular arasında yer alıyor.

Dünya’nın en eski oyunu
İçlerinde en ilginci, Başur Nehri kıyısındaki höyükte metal silahlar, heykel, kap kaçak ve eşsiz çömlek küplerin yanı sıra bulunan, bilinmeyen bir oyuna ait olduğu anlaşılan taşlar. Satrancın atası olarak nitelendirilebilecek  49 adet  şekillendirilmiş oyun taşı, domuz, köpek, piramit gibi figürlerden oluşuyor. Karbon testleri sonucu, taşlar M.Ö. 3100 -2900 yıllarına tarihlendiriliyor. Bu oyun, bölgenin kaderi olan savaşların stratejisi için tarihin derinliklerinden bugünlere mesaj niteliği taşıyor adeta. Oyun taşlarının bulunması, Japonya  ve ABD’de bazı arkeologları daha derin araştırmalar için şimdiden harekete geçirmiş durumda.

Doğu’nun son limanı

Kazılarda ortaya çıkan veriler, bugün ekonomik olarak az gelişmiş olarak nitelenen Botan Havzası’nın binlerce yıl önce ekonomik olarak çok gelişmiş olduğunu  gösteriyor. Modern çağın Siirt’ini çıkmaz sokağa benzetirsem, antik dönemde çok hareketli ve zengin bir ana cadde olduğunu söyleyebilirim.

Özellikle Bronz çağı ve izleyen dönemlerde, ticaret su yollarından yapıldığı için Dicle Nehri üzerinde de pek çok liman kurulmuş. Roma döneminde farklı taşıma araçlarına göre geliştirilen bu limanlar, özellikle kuzey kentlerinden metal, tuz ve tarım ürününü Mozopotamya’nın diğer limanlarına, hatta Basra Körfezi’ne ulaştırıyor, bölgenin en yüklü  ticareti burada yapılıyormuş. Botan Nehri’nin Dicle ile birleştiği bölgede ortaya çıkarılan Roma dönemi limanında olanca hızıyla ilerleyen kazılar, dönem mühendisliğini ve nehir ticaretinin önemini gösteriyor. Roma inşaat mühendisliği harikası olan limanda, tıpkı Asur kabartmalarında canlandırılan ve geçen yüzyıla kadar kullanılan “Kelek” adı verilen şişme salların yanı sıra özgün, salmasız tekneler kullanılmış.

Belki de ilk yerleşim
Yaklaşık 500 yıllık süre boyunca, aynı yerde birçok köyün kurulduğu anlaşılan Gusir Höyük’te yuvarlak planlı konutlar, özel yapılar ya da dikilitaşlar ile çok sayıda mimari öge de açığa çıkarılıyor. Yerleşmede tarıma alınmış bitki ya da evcilleştirilmiş hayvan kalıntılarına rastlanmamış olması, buranın yerleşik yaşamın en erken evrelerine tarihlendiğini kanıtlıyor.

Büyük tehdit: Ilısu Barajı
Gusir Höyük’te her bulunan, insanlık tarihi açısından daha heyecan verici. Burada herkes hem hızlı, hem canla başla çalışıyor. Çünkü “Barajlar su tutmadan bir an önce kurtarabildiklerimizi kurtaralım” motivasyonu hâkim. Zira Botan bölgesinin kaderini değiştirecek güçteki bu buluntular çok ciddi tehdit altında. Kazı çalışmalarının yürütüldüğü topraklar, Ilısu barajı tamamlandığında sular altında kalacak; baraj burada tufan etkisi yaratacak. Oysa Fırat Havzası’nda yıllardır sürdülen kazılarla ortaya çıkarılan Göbeklitepe, Zeugma gibi olağanüstü ören yerleri ve buluntulardan sonra ilk kez Siirt’te başlayan ve genişletilerek devam ettirilen bu Dicle Havzası kazıları da dünyanın hayranlıkla takip ettiği Anadolu kazılarından olmaya aday.

Kategoriler
Tarih
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular